|
|
DJ lik denince insanların aklına radyolarda konuşan insanlar gelir.
Halbuki dj kavramı DİSC JOKEY' den gelmektedir. Yani cd leri yöneten,
şarkıları çalan insanlardır Dj'ler. Disc jokeyler sadece radyolarda müzik
çalan insanlar değillerdir. Onlar gece kulüplerinde, partilerde veya buna
benzer aktivitelerin yapıldığı yerlerde, insanların iyi vakit geçirmelerini
sağlamak amacıyla birbirinden farklı şarkıları çalan insanlardır. Kulüp
Dj'leri çaldıkları şarkılar arasında boşluk bırakmadan diğer şarkılara
geçerek, mix işlemi yaparlar. Dinleyiciler, bir şarkıdan diğer şarkıya geçiş
olduğunu ancak şarkının sözleri veya melodisi başladığında anlarlar. Dj'ler
mikser tabir edilen bir konsol kullanırlar ve bu miksere çeşitli miktarda cd
çalar veya plakçalar (turntable) takarlar. Bir cd çalarken diğer cdyi de
çaldırmaya başlayabilirler ve biz aynı anda birden fazla şarkıyı üst üste
dinleme zevkine nail oluruz. Şimdi sizlere djlerin kullandıkları
tekniklerden bahsedeceğiz.
Dj'lik.
Herkesin gözünde karizmanin doruga çiktigi bir meslek. Evet gerçektende
karizma bir meslek. Ama bir o kadarda emek, beceri ve en önemlisi ruh isteyen
bir meslektir Dj'lik. Aslında Dj’Lik 1970 Li Yıllarda büyüklüğü Zencilerin
oluşturduğu bir toplumun Hiphop gösterilerinin Müzik değiştiren adamlarıdır.O
zamana göre Müzik değiştiren zaman içinde evrimleşerek Mix yapmak parçalara back
Müzik yapmak gibi misyonlara bürünmesi. Şu anki Dj [Disc Jokey] Liğin ününü ve
yaratıcı, kopartıcı etkisini getirmiştir.Aslında duyguyu kafanızda
kurguladığınızda gerçekten yaratıcılıkla bağdaştığını anlayabilirsiniz. Dj’likte
yetenek vücut dili aslında ön plandadır.DJ animasyon işinin yarsıdır.Eğlendiren
kesin eğleniyordur ki eğlendiriyordur da.Bir başka kendi bakış açımda Şudurki
TANRIDA BİR DJ’dir diye düşünebiliriz. Düşünün binlerce kişinin bulunduğu bir
mekanda çalıyorsunuz İçki içen dans eden ve sizin oranın kontrolünde olduğunuzun
bilincinde insanlar sizi seviyorlar bir sanatçı kıvamında bir gece boyunca
onları eğlendirmek zorunluluğunda olduğunu bilerek çalıyorsunuz ve insanlar dans
ediyorlar, içkilerini içiyorlar Bize mutluluk veren tek Şey bizi övmektir.
Teknik bilgilere gelince;
Turntable - Plaklarin çalindigi, en temel alet.
Beat matching'i kolaylastirmak amaciyla tercihen direct drive (kendinden
motorlu) olmasinda fayda var.
Stylus - Plaklarin üzerindeki izlerde kayitli olan
müzigi okuyan "iğne".
Pitch Control Slider - Çalinan plagin dönme hizini
artiran ya da azaltan dügme.
Mixer - Iki turntable'in da bagli oldugu, ses, bas,
fade, gibi temel ayarlarin yapildigi, aslinda bütün mixin kontrol edildigi
ünite.
Channel Faders - Mixer üzerinde bulunan ve
kanallari (yani farkli turntable'lari) kontrol etmenize izin veren dügmeler.
Beat - Müzigin vurus sayisi. Genellikle davullara
göre ölçülür.
Measure - Dört beat'lik bir grup.
Phrase - 8 measure'lik (ölçülük) bir grup.
BPM - Beats Per Minute (Dakika basina düsen vurus
sayisi) teriminin kisaca söylenmis hali. Kaydin hizi, bu sekilde ifade edilir.
Cross Fader - Hoparlörlerden hangi kanalin ne
ölçüde duyulacagini ayarlayan sürgü.Cross Fader, genelikle mixer'in ortasinda
yer alir.
Trainwreck - Kötü yapilmis bir mix.
Dual Player - Iki ayri cd playerin ber çok eklenti
ile kombine hale gelmis hali.
Bir DJ'in, iki profesyonel turntable'a, bir mixer'a, izolasyonu saglam bir
kulakliga, müzigin dinlenmesini saglayacak bir ses sistemine ve elbette
çalacak plaklara ihtiyaci vardir. Bu listeye dinleyiciler de eklenebilir ama siz
kendi kendinize çalmayacaksiniz diye bir kural yok. Bazi DJ'ler C kullanir
ve bazilari da sadece channel fader kullanarak mix yapar. Biz burada size
evinizde CD tak çikar yapmayi da, hip hop DJ olmayi da anlatmiyoruz, o yüzden
cross fader kullanarak yapilan mix üzerinde duracagiz. Iki kaydi ayni anda
çalmak için plaklari gayet iyi, hatta introlari (yani parçalarin
baslangiçlarini) ve outrolari (parçalarin bitislerini) bilmek gerekir.
BPM NEDIR ?
Evet Dj lerin en büyük kozu ve profesiyonel anlamdaki en önemli kavram BPM.Nedir
bu Bpm (Beat Per Minute).
1- Insan metabolizmasinin performans degerleri göz önünde bulundurularak günün
belli saatlerine belli Bpm degerleri ile hükmetme ve metabolizma ile parelel
hareket etme. Simdi nedir bu Bpm ? Bir parçadaki dakikadaki vuruç sayisi. Yani
ana tempo sayaci.Yada diger anlamda Ritim dahada açarsak komik anlamda (Dum tis
dum tis dum tis) grafiginden tislari çikarirsak geriye kalan dum lar yani
vuruslar bize o parçanin bpm yani vurus sayisini verir. Bir parçada Bpm ne kadar
yüksek oursa tempoda o kadar yüksek olur. Bpm in birinci amaci günün belli
saatlerinde insan metabolizmasinin gösterdigi reaksiyona bagli olarak bu degeri
düsük yada yüksek tutmak.Yani tempo grafigini ayarlamak
2- Bpm in 2.en önemli görevi ise Mix yaparken trublanstan uzak yani karmasa ve
gürültüden uzak daha profesiyonal Mixler yapmaya yardimci olmasidir. Nasil mi ?
Örnegin A parçasi su an çaliyor ve Bpm degeri ise 140 olsun, girecegim B
parçasinin Bpm degerininde 140 olmasi gerekmektedir ki iki parçayi mix lerken
bir karmasaya ve trublansa meal vermeyelim.
MIX NEDIR?
Dj'ligin temel kavrami MIX. Iki parça arasi sekronize geçis yapma. BPM degerleri
dogrultusunda distorta meyil vermeden ritimleri üst üst üste
bindirerek diger parçayi devreye sokma. Mix yapamanin bir çok teknigi
bulunmaktadir. Bunlarin basinda BPM kontrollu geçis gelmektedir.
REMIX NEDIR?
Mix ve remik herzaman birbirine karistirilmis iki kavram olmustur. Aslinda ikisi
çok farkli uçlarda kavramlardir. Remix bir parçanin altyapisi ile oynayip o
parçayi norlmalden farkli sekle sokmaktir.Parçanin ritim degerleri, hizi, ve bir
çok temel yapisi degistirilerek,çesitli efeklerle donatilir.
Etrafimizda birçok kisi dj olmak için ugrasiyor ve software birkaç program
kullanmis insanlar ben dj'im diye geziyor.Dj olmak istiyorsaniz eger ya bir
dj in yaninda asistan olarak ise baslayacaksiniz o size ekipmanlar ögretecek
yada evinize dj ekipmanlari alacaksiniz ve çalisacaksiniz bilgisayar
programlariyla sadece baslangiç yapabilirsiniz ilerleme olmaz.
Kisaca Elektronik Müzik Türleri
Acid Jazz: Klasik jazz altyapisinin dijital enstrümanlarla harmanlanmasi
sonucunda varolan “kipir kipir” dal.Örn: Rubin Steiner, Thievery
Coporation,Modaji
Ambient: Bateri vuruslari ve BPM’den ziyade sample, melodi ve enstürman
temellidir.Örn: FSOL, The Orb
Breakbeat: Kökenleri hip hop’a dayanan alternatif dal.Old-skool teknodan
esinlenir.Örn: Crystal Method
Down Tempo: Sakin ve “cool” duygusuyla on metre öteden taninan tür. Kimi zaman
iç karartici etkisi,vardir.Örn: Massive Attack, Morcheeba, Tricky
Trip Hop: Nispeten karamsar hislerle donatilmi aksak müzik. Vokalleriyle öne
çikar.Örn: Portishead, Archive
Drum’n Bass: Bateri ve sub-bass destegiyle ayakta duran 160 BPM’lik tür.Örn:
Photek, Squarepusher
Progressive Electronica: Genelde sözsüz vokallerin ön plana çikisiyla
melodilerle desteklenmesine dayanan müzik tarzin Örn: Orbital
House: Yogunlukla sub-bass ve 4/4’lük samplelardan olusur.Örn: Plastikman, Paul
Oakenfold
Techno: House’a oranla daha hizli bpm’lere ve daha agresif bir yapiya sahip tür.
Birçok alt dali vardir.Örn: Paul Van Dyke, Derrick May, Juan Atkins,Kenny Larkin
Trance: Techno’yla benzerlikler gösteren tür,tizlere verdigi önem ve yogunlukla
ayirt edilir.Örn: Mauro Picotto, Anne Savage
Alternatif Metodlar:
Kimi ünlü DJ’ler tarafindan kimi ise ses teknolojisi profesyonelleri tarafindan
hazirlanmis bu DVD ve kitaplar, isin mutfagina atilacak kisa bir turdan çok daha
fazlasini vaat ediyor. DVD Turntable Technique: The Art of the DJ ($ 17.96 ) DJ
Qbert's complete DO-IT-YOURSELF, Vol. 1 Skratching ($ 33.9 DJ's Complete Guide
($ 17.96) Instant Pro Series: Cubase Sx 2.0 – Beginner ($35.96) Ultimate
Beginner Mega Pak: DJ Style – Turntable ($ 22.46) Shaping Your Sounds With
Signal Processors ($35.96) Art of Mixing ($35.96) Intellect: Techno House
Progressive ($ 21.73) Trance Experience ($ 17.9 Kitaplar The Mobile DJ Handbook,
Stacy Zermon Turntable Basic, Stephen Webber Turntable Technique, Stephen Webber
Turntable Nasil Kurulur?
Eger belt drive sisteminde isleyen bir turntable kullaniyorsaniz lastigini
kardesinizden kalan pudrayla bile olsa mutlaka pudralayin; böylece hem
asinmalara karsi tedbir almis olursunuz hem de gereksiz titresimi engellersiniz.
Sonra yaylari en hassas ayara getirin, yani yukaridan vurdugunuzda (aman
abartmayin) tabla ve kolun birlikte sallanmasi gerekiyor. Nasil tirtillar asla
ve asla kahverengi bot giymezse bir turntable da iki hoparlör arasina ve hatta
hatta en az iki metre yakinina dahi konulmaz.Her ne kadar yaylar kendilerince
feedback’i engellese de hoparlörlerden gelen enerji çok yüksektir ve öyle kolay
kolay da yokedilemez.
Bu asamayi da basariyla atlattiktan sonra, turntable’a igne degdiginde paralel
konumda olup olmadiklarini kontrol edin.Simdi aldiginiz igne markasina göre
overhang ayarlarini yapin ve arkadaki araligi sifirlayin. Bu noktada dikkatli
olmak gerek çünkü kafa için ek bir agirlik gerekebilir. Anti-Skating (ignenin
plak üzerindeki oyuklardan kaymasini engellemek için uygulanan sistem)
ayarlarini da aradan çikarin. Kafanin shell’e paralel olmasi ve plagin herhangi
bir yerine tami tamina 90 derece açi çizmesi gerekiyor. Aksi takdirde çizik
içinde kalan bütün plaklarinizi çöpe atmaniz gerekebilir.
Kafaniz, moving magnet (hareketli bobinli kartuslarda, ignenin bagli oldugu
miknatislarin, elektrik sinyalini sabit bobin içerisinde hareket ederek
üretmesi) ise bu 2-5mV arasinda degisen çikis voltajina sahip 47kOHM luk bir
dirence sahip demektir. Önemli olan kafanin kapasitif reaktans’i, (alternaf akim
devresinde kapasitörlerin gösterdigi frekansa bagimli direnç) ki bunun kol
üzerinde kullanacagimiz kablonun toplami ile pikap giris
preamplisinin giris kapasitansina uydurmak gerekir.
Bilgisayar Programları
Fruity Loops, blok sistemi ile çalisan bir sequencer programi.
Performanstan ziyade prodüktörlük becerilerini de gelistirmek isteyen potansiyel
DJ’lere ve müzik yaratimi ile ilgilenen herkese hitap ediyor. Sinirsiz sayida
yazabildiginiz “pattern”lari tereyagindan kil çekermisçesine panele yerlestirip
kendi parçaniza sahip olabiliyorsunuz. Programda melodi ya da akor yazmak için
nota degil de sagdan sola ilerleyen bloklari ya da “piano roll” panelini
kullaniyor olmak büyükçe bir avantaj. Fruity Loops, Midi formatinda
çalisabildigi gibi ayni zamanda kendi kayit ettiginiz sesleri de (wav uzantili
dosyalar) kullanmaniz konusunda kontrolü tamamen size vermis durumda. Programla
gelen plug-in’ler, emsallerinden beklenmeyecek kadar basarili üstüne üstlük
islemciyi bile yormuyorlar.
Beste yaparken yorulmayan bir diger sey ise gözleriniz; koyu gri arayüz ve
degistirilebilir arkaplanla Fruity, basinda geçireceginiz saatleri daha çekilir
kilmaya and içmis. Fruity Loops, su an dünyada kendi parçalarini üreten bir sürü
DJ için masaüstünde en çok tiklanan kisayol. Rebirth Bünyesinde çok güzel
looplar barindiran, ayni zamanda kendi istediginiz melodileri de yazabildiginiz,
müzikle olan top yekün alakaniz blok flütten ibaret olsa bile müzik
yapabileceginiz, hatta sizin için otomatik müzik yapan bir programdir.Rebirth,
müzik piyasasindaki en eski sequencer programlarindandir.
AtomixMp3, Bilgisayarinizdaki Mp3’leri mikslemeye yarayan ve Magic tusuyla
gerçek miksing sihirbazliklari yapan, Traktor’e geçmek için kullanilmasi makul
DJ'lik simülatörü. Visual Mix göstergesi, farkli ve zor parça kosullarinda
hakimiyet antremani yapmak için birebir.
Traktor Dj Studio, Sanal DJ ekipmaninin program karsiligi olan Traktor ile ister
Mp3 ister wav formatindaki parçalari kolaylikla mixleyebiliyorsunuz.Program,
prodüksiyondan ziyade performans bazli yazildigi için sanal da olsa canli bir Dj
setinin asagi yukari nasil bir sey oldugunu anlamaniza yardim ediyor. Final
Scratch’le uyumlu çalismasina ragmen beat-matching islemi, programin istenirse
bunu kendi kendine yapmasi ve çalan parçalarin beatlerini gösteren bir panele
sahip olmasina ragmen, turntable üzerindeki kadar kolay degil. Bir diger
dezavantaji da isletim sistemi üzerinden çalistigi için performans sirasinda
sihirli lambadan çikan bir sistem mesaji ya da daha da acisi çöken program
neticesinde performansin yarida kesilmesi ne sizi ne de kendi sistemleri çöküyor
bile olsa dinleyicileri, memnun etmeyecektir.
Tüm bunlarin disinda DJlik, sizin için meslekten ziyade hobi ise ve bir de
standartin biraz üstünde bir donanima sahip bir bilgisayariniz varsa Traktor,
hem evde kaydedeceginiz setleriniz anlaminda hem de mixing tekniginizin
gelismesi açisindan size % 100 uygun bir program. Acid Sonic Foundry tarafindan
üretilen Acid Pro, kisa ömürlü programlardan biri olmasina ragmen gerek optimum
islemci kullanimi gerekse kullanici dostu arayüzüyle ses üzerine çalismak
isteyenlerin gözagrilarindan biri oldu.
4.0 versiyonuyla midi üzerinde çalisilmasina olanak tanisa da ne yazik ki audio
kadar basarkaydedemiyor. Eger yeterli donanima sahipseniz (ki program, 2003
yilinda Sony tarafindan satin alinmasina ragmen su ana kadar Acid’e özel bir
donanim üretilmis degil) bunu Acid’e tanitip 192 khz 24 bit’e kadar kayit alip
kolayca loop edebilir, hatta baska bir kanal üzerinde loop’ladiginiz kisma vokal
kaydi da yerlestirebilirsiniz.
Gerçekten çok sayida kanal ve plug-in'i sorunsuz açabilen program, ayni zamanda
kanal üzerinde bulunan ses kaydini çok kolay ve efektif bir sekilde kesme ve
yerlestirme imkani da sunuyor.
Progamla beraber gelen plug-in listesi de epeymkalabalik: amplitude, chorus,
distortion, dither, flange/wah–wah, graphic dynamics, graphic eq, noise gate,
paragraphic eq, parametric eq, pitch shift, resonant filter, reverb, simple
delay, smooth / enhance, time stretch, track compressor, track EQ, track noise
gate ve vibrato bunlardan bir kismi.
Steinberg Wavelab Sektörün uzmani Steinberg tarafindan üretilen bu program
“audio editing” için üretilmis en basarili programdir.Wavelab’in piyasada bu
kadar “nam salmis” olmasi real time fx kullanmayi imkanli kilan ilk program
olmasina dayaniyor.
Yani “su kanaldaki vokale biraz reverb koyarsam ne olur” dediginizde yanit
aninda karsiniza çikiyor, render yok dolayisiyla saatlerce beklemek yok. Adina
aldanip Wavelab’in sadece wav ile çalistigini düsünüp programa haksizlik
etmeyin. Elinizdeki aif, eu, mp3, rm, paf, osq, au, snd, sd2 ve tabiki wav
formatli dosyalari açmaya kalktiginizda reddedilmeyeceksiniz. Program bunlarin
disinda “kasap kurgusu” tabir edilen kesme, biçme, kopyalama ve yapistirma gibi
ana islemler disinda normalize, fade in-fade out, cross fade gibi temel
ozelliklere de sahip. Her ne kadar “beste yapma” imkani sunmasa da VST plug-in’leri
ile parçayi bitirdikten sonra mastering yapip 3-D spectrum seviyelerini almanizi
saglayan programin içinde sizi profesyonellige bir adim daha yaklastiracak bir
phase scope bulundugunu da hatirlatmakta fayda var.
Olmazsa olmaz Tarzımız "House"
House’un ortaya çıkışı ve gelişimi...
70'ler boyunca gittikçe bir çılgınlık haline gelen Disco 80'lerin başında
kendini tüketti. Basın Disco'nun öldüğünü ilan etti ve bir "Disco Suck"
kampanyası başlattı. İnsanlar tuhaf bir şekilde Chicago’da Komishi parkında
biraraya gelip eski Disco plaklarını
yaktılar. Oysa Disco ölmemiş, çıkış noktası olan underground'a dönmüştü.
Disco’nun ardından dans müziği New York’ta ve Chicago’da farklı yönlerde
ilerledi. Bu dönemde Paradise Garage'ın
efsanevi Dj'i Larry Levan, Funk, Soul, Disco ve biraz da New Wave etkileri
taşıyan bir müzik çalıyordu. Yoğun ve güçlü baslar, Gospel etkisi taşıyan
duygusal vokallerden oluşan bu müzik Garage sound'unun ilk örneğiydi. New
York’ta gelişen Garage, Disco'nun devamıydı diyebiliriz. Chicago’da ise vokal
yerine daha elektronik seslerin yeraldığı House ortaya çıktı. Chicago sound’una
Deep House da deniyordu. Disco'dan House'a geçiş oldukça yumuşak ve belirsiz
oldu. 1987 Disco, Garage ve House'un aynı anda hatta birarada varolduğu bir
yıldı. Larry Levan gibi Dj'ler, Chicago, New York ve Detroit'ten gelen son house
prodüksiyonlarını setlerine katıyorlardı. New York'taki Sound Factory Bar gibi
mekanlarda Disco ve House birarada çalınıyordu.
HI-NRG ve arayışlar...
Disco ile House arasındaki geçiş döneminde Hi-NRG adı verilen bir müzik türü
ortaya çıktı. Adından da anlaşılabileceği gibi oldukça hızlı bir dans müzik olan
Hi-NRG'de arada yumuşama, durulma bölümleri yoktu. Hi-NRG tam da Disco'nun
underground'a çekildiği bir dönemde ortaya çıktı. Gloria Gaynor'ın 'Never Can
Say Goodbye'ı Hi-NRG etkisi taşıyan ilk parçaydı. Hi-NRG büyük ölçüde Cerrone ve
Giorgio Moroder'in Euro-Disco sound'unun etkilerini taşıyordu. Kısa süre sonra
son derece hızlı, duygusallıktan uzak, monoton ve yoğun erotik göndermeleri olan
bu müzik kulüplerde çalınmaya başladı. Hi-NRG prodüktörleri hem high-tech, ve
bir o kadar da ilkel bir sound'un peşindeydiler. Basit melodik yapılar hem
insanların hoşuna gidiyor hem de kulüpteki herkesin bir bütün haline gelmesini
kolaylaştırıyordu. 80'lerin ortasında House'un güçlenmesiyle Hi-NRG kulüplerden
çekildi fakat 80'lerin pop müziği üzerindeki etkisi bir süre daha devam etti.
Disco'nun olanakları tükenmiş, prodüktörler ise kendilerini Hi-NRG'nin
monotonluğuna kaptırmışken, Chicago ve New York'taki Dj'ler teknolojiyle
duygusallığın biraraya geldiği, aşağı yukarı 120 bpm civarında bir müzik arayışı
içindeydiler. Bu arayışlar basit bas melodileri ve "four to the floor" ritmi
üzerine Chicago'da teknik oyunlardan, New York'ta ise gospel ve soul etkisindeki
vokallerden oluşan iki farklı yönde ilerledi. New York’ta Disco’nun çıkışında
önemli rol oynayan Paradise Garage gibi , Chicago’daki Warehouse da House
müziğin doğduğu yer oldu.
Warehouse ve Frankie Knuckles...
House'un ortaya çıkışındaki önemli isimlerden biri olan Frankie Knuckles, Larry
Levan gibi, liste başı parçalar çalmak yerine underground alanlarda dolanan bir
Dj'di. 1977'de Chicago'daki Warehouse'un açılış gecesine davet edilmişti.
Sonraları House müzik adını bu kulüpten aldı. Knuckles bundan sonra birkaç kez
daha Warehouse'ta çaldı. Warehouse'taki dinleyici kitlesi Knuckles'ın çok hoşuna
gitmişti. Chicago'dakiler New York'a göre daha hızlı ve sert bir sounddan
hoşlanıyorlardı. Özellikle Warehouse'ta Avrupa kökenli avant-guarde çalışmalara
yoğun bir ilgi vardı.Chicago gençliği Kraftwerk'i Barry White'a tercih ediyordu.
Funk, Avrupa dans müziği ve teknoloji faktörü House'un temelini oluşturdu. Bu
dönemde çalınan parçalara "şarkı" yerine "track" demeye başladı. Bu terim
şarkının tekbaşına varlığının yanısıra, Dj setinin bir parçası, bir birimi
olduğunu da ifade ediyordu.
Disco ve Hip-hop gibi House da önce bir Dj tarzı olarak ortaya çıktı, daha sonra
bu tarzda müziklerin plağa basılmasıyla bir müzik türü haline geldi. House’un
ortaya çıkışıyla bilinen sounduna ulaşması da on yıllık bir süreci kapsıyor. O
dönemde basılan plaklardan hangisinin ilk House plağı olduğu konusu oldukça
tartışmalı. Fakat birçok kaynağa göre Jesse Saunders’ın Mitchball’dan çıkan "Fantasy"
ve "I Like To Do It In Fast Cars" ı ilk House parçaları sayılıyor. Şimdi kulağa
oldukça eski gelen bu parçalar minimal ritm yapısı ve synthesizer cızırtılarıyla
15 yıl önce insanlar için son derece yeni ve inanılmazdı. Dinleyenler önce neye
uğradığını şaşırıyor, bir süre sonra da dansetmeye başlıyorlardı.
The Music Box...
Bu dönemde Chicago’da "The Music Box" adlı kulüp açıldı. Aynı zamanda Frankie
Knuckles da Warehouse’ta çalmayı bıraktı. Knuckles’ın sound’u House’un
temellerini ortaya atmasına rağmen hala Disco etkileri taşıyordu. The Music
Box’un en önemli Dj’i olan Ron Hardy ise House olayının patlamasına sebep olan
ortamı hazırladı. Hardy’nin soundu güçlü ve cesurdu. Alışılmadık ritm yapıları
kullanıyordu. Chicago’da yetişen ikinci jenerasyon Dj’ler müzikal gelişimlerinin
önemli bir kısmını The Music Box’ta yaşadılar. Cesur bir sound’un kendine yer
edindiği The Music Box oldukça underground bir mekandı. Kış ortasında bile
tıkabasa dolu ve deli gibi sıcak olan mekanda insanlar tişörtlerini çıkarmış,
terden sırılsıklam bir şekilde dolaşıyorlardı.
Dj. Farley ve "Hot Mix 5" adlı Dj kollektivitesi (Mickey Oliver, Ralphie Rosario,
Mario Diaz, Julian Perez, Steve Hurley) WBMX gibi radyolarda House müziğin
partilere gitmeyen insanlar tarafından da duyulmasını sağladılar. Larry Heard ve
Robert Owens "Fingers Inc."yi kurdular. Adonis, Mr. Lee, K. Alexi, Marshall
Jefferson gibi prodüktörler durmaksızın parça üretiyorlardı. Lil Louis kendi
partilerini düzenliyor, bu partilerde çalıyordu. Fingers Inc. Ve Steve Hurley
gibi müzisyenler House konusunda araştırmalar, deneyler yapıyor, yeni sesler
arıyorlardı. Biraz da diğer Dj’lerin hiçbirinde olmayan şeyler çalabilmek
amacıyla yaptıkları prodüksiyonlar tutulmaya başlayınca Dj International
Records’ı kurdular. Dj International ve Larry Sherman’ın kurduğu Trax Records
dönemin en önemli iki plak şirketi oldu. Bu dönemde prodüktörler ve plak
şirketleri arasında sürekli "Sen benden çaldın, o benim parçamı sample etmiş.."
gibi tartışmalar ve suçlamalar sürüp gidiyordu.
1987’lerde David Morales, Todd Terry gibi isimler duyulmaya başlandı. New
York’ta kapanmış olan Paradise Garage’ın yerini Blaze aldı. Frankie Knuckles "Let
The Music Use You" adlı vokal House parçasını yayınladı. Bu plak bir sene sonra
İngiltere’de patlak verecek olan Summer of Love’ın vazgeçilmezleri arasında
yeralacaktı. 87’de House artık New York ve Chicago’nun sınırlarını aşmış,
Avrupa’ya ve dünyaya yayılmaya başlamıştı. Bu yaygınlaşma sürecinde popülaritesi
artarken House müzik Pop’laşmaya, Pop müzik House’laşmaya başladı.
Underground’dan popülere olan kaçınılmaz evrim gerçekleşirken Detroit’teyse
içten içi birşeyler kaynıyor Juan Atkins, Derrick May, Kevin Saunderson gibi
isimler Techno’nun temellerini atıyorlardı. Aynı dönemde Chicago’da Dj Pierre,
Roland 303 adlı bir bas makinasının içinden Acid House denen şeyi çıkardı. Acid
House ve Summer of love’la İngiltere, Punk’tan bu yana en büyük gençlik olayını
yaşayacak ve rave kavramı ortaya çıkacaktı.
Chicago'daki Warehouse, Powerplant, The Music Box gibi mekanlarda New York'taki
Paradise Garage'ın House versiyonu yaşanıyordu. Djler 10 saat süren setler
çalıyor, insanlar güneş doğarken sürünerek evlerine dönüyorlardı. Sosyal
baskılardan uzak bir ortamda kendini müziğin hükümdarlığına bırakmak dönemin ve
House'un temel duygusu haline geldi. House denen şey aynı zamanda dış etkilerden
uzak, sıcak ve güvenli bir ev gibiydi. Warehouse'ta gecenin "peak" noktasında
Frankie Knuckles kulüpteki bütün ışıklar kapatıp kulağı sağır edecek kadar
yüksek bir volümde, son hızla giden bir tren sesi çalıyordu. Pencereleri de
siyaha boyalı olan Warehouse'ta tamamen karanlığa gömülen insanlar çeşitli
uyarıcı ve uyuşturucuların ve son derece tuhaf bir tren gürültüsünün etkisiyle
çığlık çığlığa bağırıyorlardı. House takipçileri bir süre sonra oldukça bilinçi
dinleyiciler haline geldiler. Dj kötü bir mix yaptığı zaman bağırıp dakikasında
rezil ediyorlardı, çünkü dinleyicilerin neredeyse yarısı bu işlerin nasıl
yapıldığını zaten biliyordu.
The feeling...
Disco son derece neşeli ve eğlenceli bir dans müziğiydi. Disco’dan türeyen
House’ta ise herşeye rağmen melankolik bir hava vardı. Endüstriyel ve elektronik
seslerin hüznü işin içine girdiğinden House hem eğlenceli ve hareketli, bir
yanıyla da hüzünlü ve duygusal bir müzik oldu. Garage vokallerindeki gospel
etkisi de sadece müzikal değildi, Hristiyan geleneğine ait bazı kavramlar bu
müzikte yeni anlamlar kazandılar. House sevgi dolu ve doğru bir dünyada yaşama
isteğini dile getiriyordu. Fakat bu istek bir amacı, inancı, ütopyaları
yansıtmıyordu. House’un eğlenceli yanı bu isteği, hüzünlü yanı ise dünyanın
içinde bulunduğu durumun bilincinde olma konumunu yansıtıyordu. Onların dünyayı
değiştirmek gibi bir amacı yoktu. Birşeylerin, hatta birçok şeyin yanlış
olduğunu biliyorlar, bulundukları yerde yani "ev"de, beraber oldukları
insanlarla güzel bir anı paylaşıyor, güzel bir anı uzatıyorlardı. Farkındalığın
verdiği hüzün ve aynı zamanda içinde bulunduğu anı en yoğun ve güzel şekliyle
yaşamak bir jenerasyonun temel duygusu oldu. Sürekli bir yabancılaşma duygusu
artık, gülümseyerek danseden bir kalabalığın içinde paylaşılıyordu....
Hafif Müzik olarak bildiğimiz "Chillout'un" ...
1990’ların başları ve ortalarına doğru, zamanın elektronik müzik producerları
tarafından üretilen, yavaş tempolu ve hafif müziğe verilmiş olan genel isim…
İsimlerinde “chillout” ismi geçen albümler ilk olarak 90’ların ortalarına doğru
yayınlanmaya başlanmıştı. Bu “chillout” ismi altında yayınlanan müzik,
“downtempo” ve “trip hop” tan ayrı bi tarzdı. Fakat, bu diğer türlerle beraber
de çalınabiliyodu. Sonuçta genel “sound” u belli olan, hafif tempolu bu tür
zamanın ilerlemesi ile git gide daha çok kendi karakteristik özelliklerini
kazanmaya başladı. 2000’lerin başlarında artık chillout müzik kendi içinde
dallara ayrılan genel bi tarz görüntüsü almıştı. Bu kendi içinde yeni türemiş
olan tarzlarların en önemlileri “Chill-house” , “Nu-jazz” ve “Lounge” olarak
adlandırılabilir..
Bunların yanı sıra Chillout, içinde ayrıca “trance” , “ambient” ve “Idm*” (intelligent
dance music) türlerinin bazı etkilerini gösteriyordu. “Balearic beat” denen,
chillout tan farklı, başlı başına bir tür olarak kabul edilen bu türün ise,
bütün özelliklerini içinde bulunduruyodu. (“Balearic Beat” ismi henüz chillout
ortada yokken, Soul to Soul , Enigma gibi grupların yaptığı müziğe verilen
tarzın ismi. Bu gün artık pek fazla kullanılmasa da hala kabul gören bir tarz
olarak yerini koruyor.)
Chillout genelde rahatlatıcı, hafif tonlardan oluşan (veya çoğu zaman alıntı
yapıldığı türler kadar sert olmayan ) bir müzik türüdür. “hard style” , “deep”
veya “ hipnotik ritimler “ le çalınmaya uygun bi tarz değildir.
Dünyanın hemen hemen her yerinde Chillout, gerek crowd u, gerek mekanları ile
kendine has bir tarz yaratmıştır. Chillout müziğin bir tarza dönüşmesinde
Ingiltere’nin kuşkusuz büyük payı olmuştur. Seneler boyunca Londra’nın ünlü
klübü Ministry Of Sound, Ibizia ve başka yerlerde chillout eventlerin
organizasyonlarını yapmış, MOS Chillout Sessions adlı albümler hazırlamıştır.
Ayrıca bu güne kadar başka label lar altından çıkan “chillout” veya “chill”
kelimelerinin geçtiği yüzlerce albüm yayınlanmıştır. Bu gün “CHILLOUT” türü,
dünyanın her yerinde otoriteler tarafından kabul edilen bir tarz olmuştur.
Ayrıca Ingiltere BBC Radio1 ve Pete Tong’un yardımları sayesinde, bu tarzın
gelişimine büyük katkılarda bulunmuş bi çok isim ortaya çıkmıştır. Pete Tong’un
yardımlarıyla orataya çıkan en önemli 4 isim : Mr Scuff, Tim Love Lee, Lemon
Jelly, Ewan Pearson .
Bunların haricinde söylenebilicek başka iki isim de : Chris Coco , ve Rob da
Bank
Chillout türünün bu güne gelmesinin en önemli sebeplerinden olan DJ’leri şöyle
sıralayabilirim.
Mixmaster Morris, Pete Lawrence, Jose Padilla.
-PETE LAWRENCE-
Müzik konusunda bi jazz bateristi olan babasının yolunu takip eden Lawrence,
80’lerde Cooking Vinyl plak label ını açana kadar çeşitli gruplarda performans
sergiledi.
1993 senesinde tembel bir Pazar sabahı Lawrence, Big Chill festivali için ortaya
bir fikir atar. Ve sonrasında zamanının en sükse yapan festivallerinden biri
olan Big Chill için Katrina Larkin ile ortaklaşa çalışmaya başlar.
Son 10 sene içinde Lawrence Big Chill için 8 tane mix albüm yapıp yayınlamış,
chillout un yayılmasında en önemli rollerden birini oynamış olan “On Magazine” e
editörlük yapmış, Brezilyadan Avustralya ya, Japonya’dan Siberya’ya kadar
dünyanın çeşitli yerlerinde ve 1996’da “Yakutsk” da ilk batılı dj ünvanını
kazanarak Dj lik yapmıştır. Pete Lawrence’ın müziğine ilham olan tarzlar, Folk
tan Funk a kadar uzanan Klasik müzikten World Music e uzanan, arada electronica
ve ambient türlerinden de nasibini alan geniş bir yelpaze oluşturur.
1996’da Global Headz’den çıkan ilk albümü “Eyelid Movies” bugün koleksiyon
parçası olmuş, Mixmag dergisinde ayın albümü seçilmiş, Melody Maker tarafından
“gün doğumunu kafanızın içinde yaşatan bir albüm” olarak nitelendirilmiştir.
1997’de ise “Pipedreams” ile devam etmiş, 1999 da Big Chill organizatörlerinden
olan Tom Middleton ile çalışarak “Enchanted 01” , yaz compilation ı olan “ Beach”
, “Enchanted 02” (iki albümün de yayın tarihi 2000), “Glisten” (2001 Eylül),
“The Big Chill Loves You” (Temmuz 2002) ve en son “iChill” (2003 yazı)
albümlerini yayınlamıştır. 2004’te de Universal Records, Big Chill markasına 10.
yıl hediyesi olarak “Big Chill Classics” adlı toplama bi albüm yapmıştır.
2006’da yeni bir Big Chill albümü daha çıkması bekleniyor.
-BIG CHILL-
Pete Lawrence ve Katrina Larkin tarafından 1994’te yapılmaya başlanan Big Chill,
ufak bir organizasyondan, bugün herkes tarafından saygı duyulan bir festivale
dönüşmüştür. Başlangıçta “Islington's Union Chapel” de, Pazar günleri tüm gün
boyunca süren bir event olarak başlar. Bir sonraki sene Black Mountains on the
Welsh eteklerinde açık hava partisine dönüşünce 700 kişiye ulaşan bi crowd
yakalar. Big Chill, 1998 senesinde 'The Enchanted Garden' (büyülü bahçe) olarak
bilinen Dorset’s Larmer Tree Gardens’a taşınır. Bu mekan değişikliğinden sonra
da önündeki 5 sene boyunce en yaratıcı yeni eventlerden biri ünvanını kazanır.
Bir zamanlar bir kaç yüz kişiden oluşan crowd, artık 5000 kişiyi geçmeye başlar.
2001 senesinde bir kereye mahsus olarak Dorset te, Lulworth Şatosunda yapılan
organizasyondan sonra Big Chill, Herefordshire - Malvern Hills deki Castle Deer
Park’a taşınır. Gitgide artan izleyici sayısı artık 27.000’lere ulaşmıştır.
Big Chill bugüne kadar 2000’den fazla Dj i ağırlamış ve bu gün Goldfrapp, Talvin
Singh, Amy Winehouse, Gotan Project, Hexstatic, Röyksopp, Zero 7, Lemon Jelly,
Kinobe gibi isimleri bünyesinde barındıran, izleyici sayısının 30.000’i geçtiği
bir organizasyona dönüşmüştür.
Şu an Big Chill ismine ait olan kendi plak labelı ve dünyanın çeşitli yerlerinde
yapılan diğer partilere sağladığı büyük desteklerle, Big Chill bütün dünyada
chill out u yaymaya devam etmektedir…
-MIXMASTER MORRIS-
Morris Gould, Dj lik hayatına 1982’de Londra “Kings College” da organik kimya
öğrenciliği yaptığı sıralarda başladı. O dönem çaldığı tarzlar daha çok “indie”
ve “Punk”dı. Morris dans müziği çalmıyordu hatta çoğu zaman çaldığı müziğin
aksine daha yeni, ilginç “sound” lar yakalamaya çalışıyordu. Çaldığı setler,
tarzında yaşadığı bu transformasyonun şahitliğini yapıyolardı. Rock müzikle
büyümüş ordan da Batı müziği ile alakası olmayan “Sun Ra”, “Captain Beefheart” ,
“Miles Davis” gibi isimlerin temsil ettiği “Head Music” denen tarza geçiş
yapmıştı.
Bu olaylardan kısa bi süre öncesinde Morris, Terry Riley ve Robert Fripp ‘ i
örnek alarak, “Copycat tape loop echo machine” aletiyle, kendi looplarını
hazırlıyıp, çoktan “tek kişilik elektronik show” unu sunmaya başlamıştı bile.
Kısa zamanda Londra’nın korsan radyoları arasında yerini buldu ve “Matt Black” ,
“Jonatan More” gibi isimlerin de Dj lik yaptığı “Network21” denen radyo ile
anlaştı. “Mixmaster Morris” lakabı kendisine burada verildi… Morris bu gün
artık, onlarca radyo istasyonunda yayınlar yapmış, Derrick May ‘den Future Sound
Of London ‘ a kadar bir çok ismi konuk etmiş bir kariyere sahiptir.
Okulu bitirdikten sonra bir kaç sene değişik işlerde çalışıp aynı zamanda Dj
liğe devam etmiştir. 1985’te (Şu an bu isme sahip olan grupla alakası olmadan)
Rythm Method olarak anılmaya başladı. 1987’de Des de Moor’la tanıştı ve bundan
sonra olaylar ardı arkasına gelişmeye başladı. İkili 1988’de türünün ilk örneği
olan “Madhouse” adlı live techno festivalini düzenledi. Meat Beat Manifesto
turunu düzenledikten ve “I want to” single ını yayınladıktan sonra Morris
ortaklıktan ayrıldı. 1989’da hem müzikal hem felsefi açıdan farklı bir yol
izlemeye başladı. Faturalarını ödeyebilmek için UK’ı dolaşan “The Shamen’s
Synergy” tour a katıldı.
Aralarda fırsat buldukça Londra ya dönüp underground partilerde, chillout
room larda dj lik yapıyodu. 1990’da “The Orb” dan Alex Patterson’ ın kurduğu
“White Room” u aldı. Mixmaster Morris için tipik bir set iyi bir canlı
performans ve zaman zaman 12 saate kadar uzayan setler demekti. Morris,
organizatörlerinden biri olduğu “Telephatic Fish” adlı Londra’nın ilk Ambient
underground partisinde, Aphex Twin ile eşi benzeri olmayan bir 16 saatlik set
çıkardı.
1992’de, bu gün bile hala gelmiş geçmiş en iyi ambient albümlerden biri kabul
edilen “Flying High” adlı albümü çıkardı. Sonrasında “The Undergorund EP” , Pete
Nalmook ile beraber “Dreamfish” , bazı toplama albümlerde yayınlanan parçalar ,
The Shamen , Barbarella , Rising High Collective, Higher Intelligence Agency,
Aural Expansion, Transform ve Coldcut gibi isimlere remixler yaptı.
Morris 1994’te Global Chillage albümünü yayınladı. Flying High , (tavanı akan)
Rising High ‘ ın felaket stüdyosunda aylar süren çalışmalar sonucu
tamamlanmıştı. Global Chillage ise evinde kendi bilgisayarı ile 2 hafta süren
bir çalışma sonunda bitmişti. Evinde bilgisayarıyla çalışmayı bundan sonra
kendisine adet edindi ve stüdyolardan uzaklaştı. Kendisi ve bilgisayarıyla neler
yapabileceğini denemeye başladı.
Global Chillage, Morris ‘in hayatının festivaller ve turlarla geçen 2 senesini
yansıtır. Heryerde chillout ve ambient in “cheerleader” lığını yapmış ve
mesajını vermeyi de iyi becermiştir. Love Parade’lerde, Glastonbury
Festivallerinde ve yine Almanya ve Ingiltere’de diğer sayısız partilerde yer
almış, “live arena” da “hypodrone rock” tarzı müzikler çalarak adeta bariyerleri
yıkmıştır. Hala bu experimental havasını devam ettirmektedir.
Kendi müziğinin yanında IDM tarzı çalışmalar yapan biçok kişinin çıkışlarında
büyük yardımları olmuştur. (Aphex Twin, Pete Namlook, Black Dog, Mu-Ziq,
Spacetime Continuum, Global Communication…
-JOSE PADILLA- ve -CAFE DEL MAR-
José Padilla, Café Del Mar’ın ünlü Dj i dir. Yıllardan beri Cafe Del Mar’da
çaldığı müzik ve yayınladığı “Cafe Del Mar” albümleriyle Chillout müziğin
yayılmasında en büyük pay sahibi olan kişi olarak kabul edilir. Çoğu yerde
Chillout’un “Spitual Father” ı olarak geçer..
O, Barselona’nın dışlarında Gerona’da Fakir bi inşaat işçisinin çocuğu olarak
dünyaya geldi. Gençlik çağlarında İngiliz kızlarını kovalamak amaçlı
Barcelona’ya gece alemlerine gidip gelmeye başlayınca Dj lik ten büyülenmeye
başladı. 1975’te sorumluluklardan kaçmak için ibiza’ya kaçtı ve oraya yerleşti.
Kariyerine ilk olarak garsonluk yaparak başladı. Sonradan Dj’liğe geçişi ve
seneler boyunca çalışmalarının sonucu 1991 de Cafe Del Mar ın resident dj i
“Jose Padilla” oldu. 1994’te “React” label ından, ilk Cafe Del Mar albümünü
yayınladı... Meşhur seri şu an 12. sayısına ulaşmış, ayrıca bunun yanında bir
çok değişik isimli albümler yayınlanmıştır. Şu sıralar, mekanın kendi adını
taşıyan ayrıca bi plak şirketi de bulunmaktadır.
1998’e kadar her ne kadar Padilla’ nın şarkıları, yaptığı toplama albümlerde yer
aldıysada, ilk kendi albümünü (Souvenir) 1998’de Mercury Records’dan çıkardı. CD
nin yapımında Paco Fernandez, Lenny Ibizzare gibi diğer chillout producerları
ile çalıştı. 2001’de 2. albümü olan “Navigator” ı yayınladı.
Padilla bugün hala Cafe Del Mar’ın resident lığını yapmakla beraber, aynı
zamanda dünyanın heryerinde sahne alıyor. Ayrıca Cafe Del Mar serileri ile
alakası olmayan “Bella Musica” isimli yeni bi seri yayınlamaya başladı.
Café del Mar :
Ibiza – San Antonio’da bulunmaktadır. Turistlerin yaz boyu o meşhur “sunset at
the cafe del mar” gurusunu yaratmış olan Jose Padilla’nın müziği eşliğinde gün
batımını seyretmek için deliler gibi akın ettiği yerdir. İlk olarak “Ramon
Gurial” , “Carlos Andrea” ve “Jose Les” tarafından 1978’de “The sunset Bar”
olarak açılmıştır.
Tarzının ambient, chillout, easy listening olduğu mekan kendi CD lerini
yayınlamaktadır. Dünya çapında bu güne kadar 9 milyondan fazla albüm
satılmıştır. 2005 yazında denizin önüne kurulmuş büyük bir stage ile Cafe Del
Mar 25 th yıl dönümünü kutlamıştır. Partide yine CD lerinde parçaları yayınlanan
“Tom Oliver” ,
|
|