Radyo Okulu, radyocu, radyoculuk, radyo, dj, radyo programı, radyo programcılığı,bilgi paylaşım sitesi
ANASAYFA   RADYOCULUK    HAKKIMIZDA      İLETİŞİM
Radyo okulu alternatif radyoculuk
     
     
   

Dünyada Alternatif Radyoculuk

1.Alternatif Radyo Nedir?

Alternatif radyo kamusal bir radyo türüdür,demokratik bir anlatım biçimini uygular. Devlet ve özel sektör karşısında bağımsız durumdadır,yerel bir yapıya dayanır,özgür ya da özerktir, dinleyicilerin yönetime ve program oluşturma sürecine katılımını sağlar. Kamu hizmeti yayıncılığı olan bu modeli kamu tekelinden kesin çizgilerle ayırmak gerekmektedir. Daha çok sivil toplum örgütlerinin girişimleriyle yayıncılık yapan ve ticari amaç taşımayan bir model olarak düşünülmelidir. Alternatif radyoların her ülkede farklı bir gelişim süreci olmuştur. Ancak genel olarak devlet tekeline karşı olarak izinsiz yayıncılığa başladıkları için korsan radyo olarak tanındılar. Çeşitli isimler altında faaliyet gösteren ve tek bir modelde tanımlanmayan bu radyoların tamamını "Alternatif radyo" olarak tanımlayacağız. Alternatif Radyo kavramının içine giren yayıncılık tarzları şöyle sıralanmaktadır:

a-Kamusal Radyo: Kuzey Amerika ülkeleri A.B.D ve Kanada'da gelişmiştir. Radyoyu

yerel bir kamu topluluğu oluşturmuştur, ya da dinsel bir örgütün yerel temsilcilerinden oluşmaktadır. Söz konusu olan kamusal topluluk rastgele bir araya gelmiş insanlardan değil, belirli yerleşim koşulları üzerinde bir araya gelmiş insanlardan oluşur.

b-Halk Radyosu : Latin Amerika ve Batı Avrupa'nın Latin kesiminde gelişmiş bir radyo türüdür. Ulusal radyoya karşı (Devletin radyosuna ya da özel radyolara karşı) bağımsız kişi yada kuruluşların ve muhalefet gruplarının görüşlerini yansıtmak için kurulmuştur. Halk radyoları diktatörlüklerin en azgın saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden yayınlarına çoğu kez korsan olarak devam etmiştir.

c-Özgür Radyo : Batı Avrupa'da yönetime ve politikacılara bir tepki olarak doğmuştur. Devlet tekellerinin Batı Avrupa'dan başlayarak yıkılmasına yol açan sürecin en önemli etkeni olmuştur. Fransız yasalarında bu deyimin yerine "Yerel-özel- derneksel radyo" deyimi kullanılmaktadır. Özgür radyolar 1976 yılından itibaren Avrupa kıtasını sarmıştır. Devlet yönetimleri o yıllarda özgür radyoları, politik amaçlı korsan radyolar (Clandestine radyolar) olarak tanımlamaktaydı.

d-Eğitsel Radyo : Afrika ülkelerinde okuma yazma,gelişim ve kırsal bölgelerin hizmetinde kullanılan radyo türüdür. Bu yayınları devlet radyoları düzenler. Ancak, Kuzey Amerika'da ya da başka ülkelerde belirli bir site ve kampüste yaşayanlara yönelik eğitici radyolar da vardır. Eğitsel radyolar kampüs içine yayın yaptıkları kadar, Meksika, Belçika gibi ülkelerde ciddi yerel radyolar olma yoluna gitmişlerdir. Bunlar da bağımsız alternatif radyolardır.

e-Topluluk Radyosu: Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde yerliler ve çeşitli azınlık grupları ve göçmenler tarafından kurulmuştur. Topluluk radyoları genel olarak yerlilerin azınlıkların ya da göçmenlerin dil ve geleneklerini yaşatabilmeleri amacıyla kurulmaktadır.

2.Geleneksel Radyo Anlayışı ile Alternatif Radyolar Arasındaki Ayrımlar

Alternatif radyolar, devlet radyoları ve tecimsel(ticari) özel radyoların dışında bir tür olarak kabul edilirler. Alternatif radyolar,yerel yayın yaparlar ve kar amacı gütmezler. Esas olarak bu yönleriyle geleneksel radyo anlayışından ayrılırlar. Alternatif radyolar geleneksel radyolara karşıdır ve aralarında şu farklılıklar bulunmaktadır;

a) Dinleyici Bakımından: Geleneksel radyolar genel kitleye seslenirken, alternatif radyolar belirli bir topluluğa ya da gruba seslenmektedir. Örneğin etnik topluluklara, belirli bir siteye, kampus içindeki öğrencilere,dinsel gruplara,işçilere seslenirler.

b) Yönetim Bakımından: Geleneksel radyo,devlet tekeli yada tecimsel özel kuruluşların yönetimindedir. Alternatif radyolar ise yayın tekellerine karşı kurulmuş kurumların yönetimindedirler. Bunları birlikler,dernekler,federasyonlar,kamusal kurumlar, ya da doğrudan doğruya dinleyici temsilcilerinden oluşan kurumlar yönetir. Radyo çalışanları da amatör bir anlayışla ücretsiz olarak çalışan kişilerden oluşmaktadır.

c) İletişim Bakımından: Geleneksel radyolar dikey iletişim sağlarlar, daha çok tek yönlü iletişim sağlarlar. Dinleyicinin katılımını sağlamak alternatif radyoculuğun en önemli ilkesi sayılmaktadır. Dinleyici üretim ve yönetim sürecine katılır,böylece dinleyiciler yani alıcılar aynı zamanda verici olur böylece çift yönlü bir iletişim trafiği yaşanır.

d) İçerik Bakımından: Geleneksel radyolar en geniş kitlenin sorunlarına yönelirler. Zaman zaman çeşitli bölgelerin, meslek gruplarının sorunlarını ele alsa da yüzeysel değinir ve bu durumda dahi amaç hep geniş kitledir. Çeşitli grupların sorunları bir bütünün içinde ele alınır. Alternatif radyolarda ise içerik dar bir kamusal topluluğu ilgilendirir: Kültürel bağımsızlık, siyasal bilinçlenme, tüketici sorunları gibi sorunları öne çıkaran yayıncılık anlayışları bulunmaktadır.

e) Altyapı Bakımından: Geleneksel radyolar ekonomik olarak yüksek maliyetli radyolardır. Ülke çapında yayın yapıldığı için, altyapı, kuruluş ve işletme giderleri çok yüksektir. Alternatif radyolar dar bir bölgeye yayın yapmak için kuruldukları için büyük bir altyapı,dolayısıyla da yatırım gerektirmez. Çok düşük çaplı ve ucuz FM vericileriyle yayınlarını sürdürebilirler.

3.Alternatif Radyoları Doğuran Öğeler

Alternatif radyoları doğuran koşullar ülkeden ülkeye değişmektedir. Bu öğeleri şu şekilde sıralayabiliriz;

a)Siyasal Öğeler: Siyasal partiler, genellikle de muhalefet partileri devlet radyolarından istedikleri yararlanamaz, doğrusu yararlandırılmazlar. Bu yüzdendir ki muhalefet partileri ve marjinal partiler bir çok ülkede üye ve seçmenlerine seslenmek için kendi radyolarını kurmaya yönelmişlerdir. Örneğin İtalya'da Radikal Parti,Fransa'da da muhalefetteyken Sosyalist Parti ya da Yeşiller gibi parti yada siyasal gruplar seslerini duyurabilmek için kendi radyo istasyonlarını kurmuşlardır.

b) Kurumsal ve Bölgesel Öğeler: Bölgesel kurumlar,merkezi yönetimle çoğu kez anlaşamaz, buna karşın daha çok yetki ve özerklik isterler. Daha çok belediyeler,il meclisleri, gibi kurumlar yönetimde daha çok yetki elde etmek için halk desteği almaya çalışırlar ki,bunun yollarından bir tanesi de başkentin emrinde olmayan radyolar kurmaktır.

c) Sosyal ve Kültürel Öğeler: Belli bir bölgede yaşayan insanlar,kendi sorunlarını dile getirilmesi ve tartışılması için radyolardan yararlanmak isterler. Ulusal radyolar, o insanların sorunlarına yer vermez. Ulusal radyolar bölgeler çapında kültür yozlaşmasına da gidebilirler. Her bölge halkı kendi kültürünün yaşatılmasını, korunmasını,düzenlenmesini ve bunların bütün bölge halkına duyurulmasına çalışır. Bu iletişimi en iyi sağlayacak araç da radyodur.

d)Ekonomik Öğeler: Bölge halkı,kendi bölgelerinin ekonomik gelişmesini sağlamak için kamuoyu oluşturmak ister. Ulusal radyolar,bu konuya önem vermezler. Bölgelerinin gelişmesini ve çeşitli yatırımların yaptırılmasını sağlamak için yerel radyoların kurulmasına yönelirler.

e) Reklamcılık Öğeleri: Yerel radyoların kurulmasını destekleyen en önemli öğelerden biri de reklamcılıktır. Bir takım ürünlerin ve hizmetlerin belirli bölgelerde sürümünü,satışını ve kullanılışını arttırmak için reklamcılar yerel radyolardan yararlanmak isterler. Reklam firmaları bütün ülkelerde yerel radyoların kurulmasını ve gelişmesini desteklemişlerdir.

4. Alternatif Radyoların Gelişmesi

İkinci Dünya savaşından sonra televizyonun gelişmesi önce basının, sonra da geleneksel radyoların önemini azaltmıştır. Ancak 1948 yılında transistörün bulunuşuyla, kolayca taşınabilir hale gelen radyo en kolay ulaşılabilen iletişim aygıtı olmuştur.

İlk Alternatif radyo 1946 yılında ABD'de yayına başlamıştır. 1946'den sonra da Brezilyalı eğitimci Paolo Freire'in düşüncelerinden esinlenen "halk radyosu" Latin Amerika ülkelerinde kurulmaya başlanmıştır.

Avrupa ülkelerinde 1960'larda gemilerden yapılan yayınlarla başlayan korsan radyo1970'li yıllarda ilk olarak İtalya daha sonrada Fransa başta olmak üzere diğer ülkelerde özgür radyo olarak hayata geçmiştir. Devlet tekellerin yıkılmasına neden olan bu anlayış sonucu kurallara aldırmayan radyolar kurulmuştur. Devlet yönetimleri başlangıçta korsan ve yasadışı olarak tanımladıkları bu radyoları 1980'li yıllar içerisinde yasallaştırdılar. Bu radyolar yasalarca tanındıktan sonra frekans tahsisleri başta olmak üzere çeşitli kolaylıklardan faydalandılar. Devlet tekellerinin devam ettiği ülkelerde ise vatandaşların devletin yayın kuruluşlarından daha fazla yararlanması olanakları doğmuştur. Bu durumda devlet tekelinin devam ettiği ülkelerde de tekelin göreceli olarak delinmesine sebep oldu.

Alternatif radyoların gelişim süreci şu şekilde özetlenebilir;

Başlangıçta ülke çapında yayın yapan ulusal ve geleneksel radyolar,bölge insanlarına seslerini bölge vericileri ile iletmeye çalışmışlardır. Programların tümü ulusal olmakla birlikte,bölge haberlerine dar ölçüde yer ayrılmıştır.

Bu birinci evreden sonra "desantralizasyon" yani merkezden ayrılma eğilimlerinin geliştiği görülmüştür. Bölgesel radyolar bir ölçüde özerkliğe kavuşarak bütçe ve program oluşturma konularında az çok yetki sahibi olmuştur.

Bu gelişmenin üçüncü evresi de bölgesel radyoların tam bir özerkliğe kavuşması ve yerel ve kamusal kurumlara radyo merkezinde daha geniş yetkiler verilmesidir. Bu bölgeciliğin ve özerkliğin sınırları ülkeden ülkeye değişir.

Geleneksel radyoların sağladığı bölgesellik ve özerklik bir süre sonra dinleyicileri doyurmaz olmuş ve insanlar radyolardan daha somut konuların incelenmesini ve kendi sevdikleri müziklerin çalınmasını istemeye başlamışlardır. Bu gereksinmelerin karşılanması içinde çeşitli toplulukları kendi radyo istasyonlarını kurmaya yönelmişlerdir. Teknolojik gelişmeler bu olanakları sağladıkları için kamusal topluluklar, örgütlenmeler yasaları zorlamaya başlamış ve ilk başlarda korsan radyolar kurarak yayıncılığa geçmişlerdir. Bu gelişim sonucu devlet tekelleri fiili olarak ortadan kalkmış ve radyo yeniden ilk yıllarında ki cazibesine kavuşmuştur.

Bugün Amerika'dan Ekvador'a, Burkina Faso'dan Bolivya'ya kadar dünyanın bir çok

ülkesinde alternatif radyo yayınları yapılmaktadır.

5. Çeşitli Ülkelerde Alternatif Radyo Uygulamaları .

a) İtalya;

1974 yılında İtalya Anayasa Mahkemesi aldığı bir kararla,yabancı televizyon istasyonlarının yerel düzeyde vericiler kurmasının yasal olduğunu açıklamıştır. Bu karar sonucunda RAI tarafından yürütülen devlet tekelinin meşruluğu tartışılmaya başlandı. Daha önce illegal olarak kabul edilen bu tür vericilerin aslında Anayasa'ya aykırı olmadığını belirten Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı, vatandaşların bilgi ve haber alma kaynaklarının sadece bir tek ulusal servisiyle sınırlandırılamayacağı; vatandaşın kendi seçim ölçütlerine göre başka kaynaklara yönelebileceği yaklaşımını benimsemiştir. Bu gelişmelerden hemen sonra yerel düzeyde yüzlerce radyo ve televizyon istasyonu yayın yapmaya başladı. Bu yayınların başlamasında kamuoyunun RAI'yi iktidar partisi tarafından yönlendirdiğine inanması da rol oynamaktaydı. Ayrıca siyasi partilerinde RAI'nin yerel düzeyde siyasal iletişim olanağı sağlamasının imkansız olduğunu düşünmesi nedeniyle,yerel ölçekli özel radyo istasyonlarının kurulmasını desteklemişlerdir.

Korsan olarak kurulan radyolar bu durumlarına karşın, kamuoyunun gözünde meşru görülmekteydi. Ancak yasal değildiler. Süreç içerisinde meşruluklarını muhafaza ederek yasal hale geldiler. İtalya'da kent radyolarını, semt radyoları izledi.

İlk olarak 1975 yılında üç özgür radyo yayına başladı;Radio-Emmanuel-d'Ancone, Radio-Milano-İnternational ve Radio-Parma. Bu radyolar kendilerini "özgür radyo" olarak tanımlıyorlardı. Korsan olarak yayın yapan radyoların sayısı kısa bir süre sonra 60 istasyona çıktı.

1976 yılına gelindiğinde ise 300 yerel radyo istasyonu kurulmuştu.28 Haziran 1976'da bu radyoların kurulmasını İtalya Anayasa Mahkemesi serbest bıraktı. Bu açıklama sonrası birkaç ay içinde yerel radyoların sayısı 1500'e çıktı. Artık sadece kentlerde değil,semtlerde de radyolar kuruluyordu. FM bandında 88-108 Mhz arası frekans boşluğu arası tamamen doldu.

Bu yayıncılığın öncülüğü de Movimento denen kadın dernekleri, yeşiller, eşcinseller, işçiler ,işsizler ve aşırı sol örgütler v.b. toplumsal gruplar yapmıştır. Korsan olarak başlayan ve daha sonra Anayasa Mahkemesinin kararı ile kurulması serbest bırakılan özgür radyoları düzenleyen herhangi bir yasanın olmayışı, yayıncılıkta tam bir karmaşa dönemi yaşanmasına neden olmuştur.

Küçük ölçekli de olsa televizyon kurmanın oldukça maliyetli olması nedeniyle iletişimden daha fazla pay almak isteyen çeşitli gruplar,alternatif iletişim olanakları yaratabilmek için çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. Komünist Parti dahi, kendi radyo şebekesinin yanında birkaç şehirde televizyon istasyonlarını kurmuştu.

Özgür radyoları düzenleyen yasa çıkmakta geciktiği için büyük ticaret firmaları endüstri firmaları ve sanayi grupları ile çeşitli ortaklıklar reklamcılık amacıyla kendi radyolarını kurmaya başladılar. Büyük firmalar kısa bir süre sonra küçük radyoları kendilerine bağlayarak tekeller oluşturdular. Yerel istasyonlar ekonomik sebepler nedeniyle fazla dayanamadılar,rekabete dayanamayan radyolar kapanarak radyo sayısı 1982 yılında 2000'e düşmüştür.

Ancak özgür radyoların bir bölümü de ekonomik ve siyasal alanda bağımsızlıklarını korumayı başarmışlardır. 200'e yakın yerel radyo kendi aralarında "Demokratik Yayın ve Haber Derneği" (LEID: Lega Per L'emmitenza L'informazione Democratica) adlı bir örgüt kurmuştur.

Ticari amaçlarla kurulan ve tekellerce yönetilen radyo şebekeleri ise zamanla daha da güçlendiler. Tekelin kaldırılması ilk başlarda sonsuz bir çoğulculuk sağlamıştı. Yerel sorunlar dile getirildi, tartışmalar açıldı, açık oturumlar düzenlendi. Gençler kendi görüşlerini duyurma olanağı buldular. Radyoculukta en başarılı demokratik tartışma örnekleri verildi. Ancak bu radyoların çoğu, bağımsızlığını koruyamayarak el değiştirmiştir. Radyo ve televizyon alanında yaşanan tekelleşme özgür radyoların sayısının azalmasına neden olmuştur. Tekelleşmeyi engelleyebilmek için 1992 yılında Anti-tröst yasası çıkarılmıştır. Yasaya rağmen medya tekelleri, özellikle de medya devi Berlusconi'nin sahibi olduğu Fininvest grubu yayıncılık alanında egemenliğini ele geçirdi.

İtalya uzun yıllar boyunca yasal düzenlemeyi gerçekleştiremedi. Ancak 1990 yılında Parlemento'da yapılan uzun tartışmalar sonucunda elektronik yayıncılık alanında düzenlemeyi sağlayan "Yayıncılık Yasası" kabul edilerek,yürürlüğe girdi.

1991 yılında İtalyan hükümeti aldığı bir kararla 500'e yakın kanala frekans vermeyi kararlaştırdı. Bu karara göre, bölgesel yayın yapacak şirketlere frekans dağıtımında ise belediye ve bölgesel politik otoritelerin işbirliğinden yararlanılacaktı. Bu karardan da anlaşılacağı gibi hükümet, yerel yayıncılık için son sözü ,yerel yönetim ve politik kuruluşlarına bırakmıştı.

İtalya'da radyo en önemli kitle iletişim aracıdır. Araştırmalara göre, günde ortalama 26 milyon olan dinleyici sayısı ile, 21 milyon izleyici olan televizyon ve 18 milyon okuyucusu olan basını geride bırakmaktadır. Radyo dinleyicilerinin yarıdan fazlası yerel verici istasyonları dinlemektedir.

Nüfusu ve yüzölçümüne göre,4200 istasyonla İtalya, en çok radyo istasyonuna sahip ülkelerden birisidir. Ayrıca yerel istasyonlar kendilerine sadık dinleyici kitleleri oluşturdukları için radyoya ayrılmış yerel ya da ulusal reklam bütçelerinden gerekli payı alabilmekte, bu sayede de varlıklarını sürdürebilmektedirler.

Başlıca radyo grupları ise şunlardır:

* Radio Populare (Milano): Sol aydınlara sesleniyor ve günde 4 buçuk saat haber yayınlıyor.60 bin dinleyicisi bulunuyor. Yayını solcu bir gazete kooperatifi ve İşçisendikalarının sol kanadı yönetiyor.

* Radio Bablo Leo (Cenova): Bağımsız bir yayın çizgisi izliyor. Sahipleri gıdaendüstrisi çevreleri. Günde 3 buçuk saat haber yayınlıyor.70 bin dinleyicisi var.

* Radio Radio (Roma): Özel sektör tarafından işletilen bağımsız bir yayın politikasına sahip bir radyo istasyonu.150 bin dinleyicisi bulunuyor.Günde 1 buçuk saat haberprogramı yayınlıyor.

* Club 91 (Napoli): Bağımsız bir yayın çizgisi bulunan istasyon,özel sektör tarafından işletiliyor. 150 bin dinleyicisi bulunuyor.

* Radio Radicale : Sol eğilimli bir radyo istasyonu. Bir çok kentte yayın yapıyor. Haber ağırlıklı yayın programı izliyor.

* Media Europe : Çeşitli radyo şebekelerin bir araya gelmesinden oluşuyor. Başlıcaları Gamma Radio, Rete 105, Tirradio, Cieretti (600 istasyon var), Margherita (287 istasyonvar), SPER (332 istasyon var).

b) Fransa

Fransa'da 1922'de ilk düzenli radyo yayınları başladıktan bir yıl sonra 24 Kasım 1923 tarihinde hükümet tarafından çıkarılan bir kararnamede resmi ve özel istasyonlarının kurulabileceği belirtiliyordu. 1928 yılından 1941 yılına kadar radyo yayınları PTT tarafından denetlendi. 1941'de Vichy hükümeti döneminde özel radyo istasyonları kapatıldı. 1945 yılından sonra ise hiç bir özel radyo istasyonu kalmadı. Radyo yayıncılığını devlet adına 1945 yılında RTF ( Radiodiffusion-Television France) adlı kurum yürütmeye başladı. RTF hükümetler tarafından bir propaganda aracı olarak kullanılınca yerine L'ORTF'nin kurulma zorunluluğu doğdu.1964 yılında kurulan L'ORTF 3 Temmuz 1972'de devlet tekelinin uygulayıcısı olarak ilan edilmişti. Halkın haber alma, kültür eğitim ve eğlence ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan L'ORTF (L'Office Radiodiffusion-Television Française) devlet tekelinin 1974 yılına değin uygulayıcısı oldu. 1974'te ORTF dağıtılarak yerine yine devlet tarafından 7 özerk yayın kuruluşu kuruldu. Bunlardan Radio France radyo yayıncılığı için kurulan şirket, TF 1, Antenna 2 ve FR3 televizyon yayıncılığı için kurulan şirketlerdir. Yine TDF vericilerin denetimi için kurulmuştur. Devlet radyo ve televizyonlarının yan sıra, vericileri komşu ülkelerde bulunan Europe 1, RTL, Radio Monte Carlo, Sud Radio gibi karma radyolarda bulunmaktaydı. Ancak bu radyolarda, devlet radyosu France-İnter'in benzeri bir yayın anlayışı yürüttükleri için farklı seslerin duyulmasına izin vermiyorlardı. İşte bu nedenler Fransa'da özgür radyoların doğmasına sebep oldu.

Uzun yıllar boyunca Fransa'da devlet tekeli tartışma konusu edilmedi. Ancak 1968 yılında gelişen öğrenci olayları sırasında Paris'te Radio-Sorbonne, Lille'de ise Radio-Campus adlı amatör radyolarla üniversite öğrencilerinin korsan yayınları başlatması tekeli ilk kez delen girişimler oldu.

İtalya'da yaşanan gelişmeler Fransa'yı da etkiledi. Çevreci grupların yönetimindeki "Radio-Verte" adlı radyo istasyonu 13 Mayıs 1977 tarihinde Paris'te FM bandı 92 Mhz frekansından 40 dakika süreyle yayın yaptı. Daha önce 1975 yılında Radyo-Active adlı bir istasyon korsan radyo yayını yapma girişimlerinde bulunmuştu. Ancak Radio-Verte gizli olarak değil kamuoyuna kendisini duyurarak yayına başlamıştı. Yazar Jean-Edern Hallier'in Paris Vosges meydanındaki apartman dairesinde başlayan bu radyo yayını Fransa'da yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul ediliyordu. Radio-Verte kısa sürede Fransızlar tarafından benimsendi ve yayın hayatının altıncı ayında 12 milyon dinleyiciye ulaştı.

Radio-Verte'i Montpellier'den yayına geçen Radio-Fil-Bleu izlemiştir. Daha sonra Radio Cornovaille, Radio 44 gibi başka radyolar yayına geçti. Hükümet bir açıklama yaparak bu radyoları yasadışı ve korsan ilan etti. Daha sonra 1973 yılından itibaren üniversite içerisinde amatör radyoculuk yapan "Radio-Campus" adlı öğrenci radyosu da kent genelinde yayına geçtiğini açıklarken, radyoların sayısı da hızla artmaya başladı.

1978 yılında devletin korsan olarak nitelediği radyolara karşı baskısı arttı. Buna özgür radyolar kurdukları bir koordinasyonla karşılık verdiler.( Collectif Radios Libres Populaires ) Fransa'da devlet tekeline karşı olarak kurulan radyolar başlangıcından itibaren ticari değil sadece yayıncılık yapmayı amaçlayan "özgür radyolar" olarak kurulmuştur. Fransız aydınları da bu sivil toplum hareketine destek vermişlerdi. Özgür radyolar direkt olarak devlet tekeline ve devlet yayıncılığına siyasal olarak karşı olan yayıncılık anlayışını getirdiler. Özellikle devlet yayıncılığı kurumunun saygınlığını yitirmesi, bu radyoların doğmasında büyük rol oynamıştı.

1977-1981 yılları arasında resmi olarak yasak, ancak meşruluk kazanmış bir şekilde radyo yayınları yapılmaya devam edildi. İçişleri Bakanlığının güvenlik güçleri bu yayınlara savaş açarak ya vericileri ele geçirdiler, ya da yayınları parazitler yaratarak engellemeye çalıştılar. Bu engelleme girişimlerinin yanında hükümet Radio-France adlı istasyonla korsan olarak nitelendirdiği özgür radyolara karşı mücadele etmeye çalıştı. Bu istasyonda bölgesel yayına ağırlık verilerek özgür radyoların etkisi kırılmaya çalışılıyordu. Ancak tüm çabalar özgür radyoların sayısının artmasını engelleyemedi. Çeşitli parti ve sendikalar özgür radyolara hükümetin engellemelerine karşı destek verdiler.

En önemlisi ise siyasal bir destek olarak nitelendirilen Radio-Riposte'nin yayına başlaması idi. Muhalefet partisi olan Sosyalist Parti'nin kendi radyosunu kurması, Mitterand'ın yayıncılık atağı olarak nitelendirildi. 28 Haziran 1979'da kurulan Radio-Riposte yasal değil ancak meşruyuz diyerek yayınlara başladı. Hükümet ise Sosyalist Parti'nin radyo kurmasını yasadışı ve özgürlüklerin kötüye kullanılması olarak nitelendirdi. Hükümet sivil toplum kuruluşlarının radyolarını susturmaya çalışırken,ortaya özel sektörün kurduğu radyolarda çıkınca özgür radyoların üzerindeki baskılar azalmaya başladı.

Bu durum Mitterand başkanı olduğu Sosyalist Parti'nin 10 mayıs 1981 tarihinde yapılan seçimleri kazanmasına değin sürdü. Sosyalist parti seçimleri kazandığı gün kapatılmış olan tüm radyolar tekrar yayına geçtiler. Radyolar kazandı anonslarıyla Paris başta olmak üzere tüm kentlerde yayınlar tekrar başlatıldı. Seçimlerden sonra Mitterand, daha önce söz verdiği yerel radyolara özgürlük tanıdı. 23 yıl sonra seçimleri kazanan ilk sol lider olan Mitterand bir komisyon kurdurarak iletişim alanında yapılacak düzenlemeler için altyapı oluşturmaya çalıştı. "Moinot Komisyonu" adı verilen çalışma grubu hazırladığı "Pour une Reforme de L'Audiovisuel" adlı raporunda, iletişim özgürlüğünün sağlanabilmesi ve TDF'in gerçek görevini yapabilmesi için, siyasi açıdan bağımsız ve mali açıdan özerk kamu hizmeti yayın kurumlarının kurulması ve bunların özel kişiler yada kuruluşlarca da işletilebilmesinin, desteklenmesinin gerektiğini bu konuda yasal düzenlemenin yapılması gerektiği belirtildi.

10 Kasım 1981'de de devlet tekeline rağmen yayın yapan korsan radyoların yasallaşmasını sağlayan bir yasa çıkarıldı.

Yeni yasanın başlıca hükümleri ise şunlardı:

* Derneklere FM yayını yapmak üzere radyo verici istasyonu kurma hakkı verilmiştir.

* Bir dernek ancak bir verici kurabilir.

* Bir kişi birden fazla radyonun yöneticiliğini yapamaz.

* Radyoların yayın alanı 30 km'yi geçemez.

* Radyo kurma izni 21 üyesi olan bir komisyonca verilir.

* Frekansların dağıtımında, çoğulculuk ilkesine ve anlatım özgürlüğüne bağlı kalınır.

* Dernek radyoları reklam alamazlar.

 

Kısa süre sonra binlerce radyo istasyonu izin için yayın komisyonuna başvurdu. Yayınların komşu ülkelerle karışmaması için bazı önlemler alındı. Yasada özgür radyolar için "yerel-özel radyolar" tanımlaması yapılmıştı. 1984 yılına kadar yayın komisyonunca 1100 radyoya yayın izni verildi. Frekans sayısının kısıtlı olması nedeniyle birkaç radyo aynı frekansı paylaşıyordu. Devlet dernek radyolarının reklam almasını yasaklamıştı,ancak bu radyolara 100.000 franklık bir yardım yapmayı üstlendi. Bu fonlar sayesinde radyolar altyapı yatırımlarını sağladılar.

1982 yılında kabul edilen İletişim Yasası ile İletişim sektörü ile devlet arasında ilişkiyi sağlayacak ve gerekli düzenlemeleri yapacak olan, Yüksek Otorite (La Haute Autorite) kuruldu. Böylece frekans dağılımı,yayınların denetimi gibi daha önce komisyonca yürütülen görevler Yüksek Otorite'ye devredildi. Devlet tekelinin de kaldırıldığı bu yasa ile, yayıncılık üzerindeki siyasal ve ekonomik baskıları kaldırmak, radyo ve televizyon sistemini yerelleştirmek amaçlanıyordu. Yüksek Otorite geniş yetkilerle donatılmıştı. Radyolar FNRL (Federation Nationale des radios libres), FNRTLI (Federation Nationale des radios et Televisions Independantes), ALO ( Association pour la Liberation des Ondes), SIRTI (Syndicat İnterprofessionel des Radios et Televisions) gibi örgütlü oldukları kurumlarla görüşlerini Yüksek Otoriteye bildirdiler. Böylece bir çok toplumsal kurum ve örgütlenmeler yayıncılık yapmak istedi. Ancak frekansların sınırlı oluşu nedeniyle birçoğu faydalanamadı.

Hükümet yerel radyoların reklam almalarını yasaklamıştı. Bu karara gerekçe olarak, reklamlara izin verildiği takdirde elektronik iletişim araçlarının kamu sektörü dışında kalan bölümünün, tecimsel anlayışın etkisine girebileceği, bununda yayın kurumlarının bağımsızlığını etkileyebileceği düşünülmekteydi. Birçok radyo gelir sağlayabilmek için gizli reklam yapmaya başlamıştı. Gizli reklamlar yayın akışlarına, haber bültenlerine sıkıştırılıyor, yasak böylece deliniyordu.

Devlet Başkanı François Mitterand 4 nisan 1984'te yaptığı bir basın toplantısında yerel-özel radyolara reklam izni verileceğini açıkladı. İletişim Bakanı Filloud ise reklamcılığa izin vermeyeceklerini ilk baştan itibaren söylemişti. Ancak Mitterand'ın bu açıklaması üzerine durum değişti, 23 mayıs 1984 'te çıkarılan bir yasa ile yerel-özel radyoların reklam alabilmeleri kabul edildi.

Yeni yasa şöyle bir durum yaratmıştı:

1- Radyolar ya ticari ortaklık statüsünü kabul edecekler ve devletten artık hiçbir yardım

alamayacaklardı,

2- Ya dernek statüsünü koruyacaklar ve reklam yayınlamayacaklardı;

3- Ya da yine dernek statüsünü koruyarak belirli ölçülerde ilan alacaklar ama Devlet

ten değil kamusal kurumlardan ve yerel yönetimlerden yardım alabileceklerdi. (Reklam gelirleri ise bütçenin %20'si ile sınırlandırılmıştı)

Radyoların büyük bölümü reklam alma yolunu seçti. Ticari ortaklık statüsünün seçilmesiyle bazı radyolar büyük güç kazandılar, bazıları ise kapanmak zorunda kaldılar. Devletten yardım isteyen radyoların sayısı 350'yi geçmedi. İletişim bakanlığı bu radyoların durumlarını araştırarak dosyalarını CSA'ya iletti. Konsey kamusal yardıma hak kazanan radyolara"Yerel-özel-derneksel" radyo statüsünü tanıdı. Bunlara kısaca "Derneksel Radyolar" deniyor.

1985 yılına gelindiğinde artık özgür radyolar önemini yitirmiş, yerine yerel-özel radyolar almıştır. Günümüzde bağımsızlığı koruyabilen yerel-özel-derneksel radyo sayısı 300 civarındadır. Fransa'da FM bandından yayın yapan radyo sayısı ise 1800'dür. Ve başlangıçta siyasal grupların elinde olan özgür radyoların büyük bölümü ticari kuruluşların işlettiği tecimsel (ticari) radyolara dönüşmüştü.

1981 ve 1985 yılları arasında 1318 yerel-özel radyo kuruldu ki neredeyse her güne ortalama bir radyo istasyonu düşmekteydi. Dış istasyonlar, devlet kurumları, ulusal yayıncılar, spikerler, reklamcılar ve medyadan sorumluluğu olan herkes bu gelişimden etkilenerek yeni döneme uyum sağladı.

1977'in özgür radyoları yasal düzenlemeler sonrasında yerel-özel-derneksel radyolar

olarak tanımlanmışlar ve sayıları azalmıştı. Derneksel radyo statüsünü kazanan radyolar şu kategorilere ayrılmışlardı:

1-Sosyal İletişim Radyoları,

2-Topluluk Radyoları,

3-Üniversite ve Okul Radyoları,

4-Kırsal Radyolar.

1984 yılında yapılan bir araştırma yerel özel radyoların durumunu şu şekilde ortaya

koymaktaydı:

a) Fransa'da devlet radyosu Radio-France'ın dışında radyo dinleyicilerinin sayısı

7.666.000 kişiydi. Bunun % 57'si yani 4.389.000 kişi yerel-özel radyoları dinliyordu.

b) Dinleyicilerin % 57.7'si erkek, %42.3'ü kadındı.

c)Yaşlara göre yapılan bir araştırma dinleyicilerin % 45.9'unun 15-24 yaşında,

% 26'sının 25-34 yaşında, %16.7'sinin 35-49 yaşı arasında olduğunu gösteriyordu.

d) Personel sayısının çok kısıtlı olduğu anlaşılıyordu. Bütün radyolarda 60 bin kişi

çalışmaktaydı. Radyoların % 1'i 5 kişiden az bir personelle yönetiliyordu. % 6'sı 5-15 kişiyle , %26'sı 16-30 kişiyle, % 27'si 30-35 kişiyle, %33'ü 50-100 kişiyle işletiliyordu.

e) Dinleyicilerin % 95'i telefonla soru yöneltiyorlardı. Mektupla soru yöneltenlerin

oranı da % 80'e yaklaşıyordu.

f) Radyoların % 42.8'i dernek radyosu idi.

Derneksel radyoların özellikleri ise şöyledir;

Derneksel radyolar gelirlerinin %50-70'ini yerel radyoları destekleme fonundan almaktadır. Bu fonu devlet tahsis etmektedir. Diğer gelirler yerel yönetimler ve belediyelerden elde ediliyor. Belediyelerin yardımı genelde bütçenin %10'unu geçmiyor. Böylece yerel yöneticilerin egemenliğine de girmemiş oluyorlar. Masraflarının geri kalan bölümünü dernek üyeleri karşılıyor. Derneksel radyolar böylece iş çevrelerinin ve reklamcıların da etkisi altında kalmıyorlar. Bu anlamda özgür radyo akımının başladığı 1977 yılında itibaren bağımsızlıklarını koruyabilen istasyon olarak değerlendiriliyorlar.

Derneksel radyolarda çalışanlar radyoculuğu genelde bir ücret karşılığı olmaksızın yapıyorlar. Personel sayıları ortalama 30 kişiden oluşuyor. Bunlardan çok azı ücret karşılığı çalışıyor.

Belli bir topluluğa seslendikleri için, dinleyicileriyle çok yönlü iletişim kuruyorlar. Dinleyiciler kendi isteklerini, sorunlarını, dileklerini her fırsatta radyoya taşıyıp tartışma ortamı yaratıyorlar. Programların üçte ikisini müzik yayınları oluşturuyor, geriye kalan bölümü de kültür programlarına , haber ve ropörtajlara ve tartışmalara ayrılıyor.

Yerel haberler programlarda büyük yer kaplıyor. Yerel yönetim ve belediye haberlerine

ağırlık veriliyor. Diğer dernek radyoları ile de haber alışverişi ve ortak yayın yapılıyor.

Yerel-özel radyolar kendi aralarında da çeşitli örgütlenmeler kurmuşlardır. Bu örgütlenmelerden başlıcaları şunlardır:

* ALO ( L'Assocation pour la Libèration des Ondes-Dalga Özgürlüğü Derneği):

ALO özgür radyoların 1977'de yayına başlamasıyla birlikte kurulmuştur.21 Aralık 1977'de ilk kurulan örgütlenmedir. 60 üyesi bulunmaktadır. Üyelerinden 2000 frank aidat alırlar. Ve onların adına çeşitli haklarının düzenlenmesi için çalışırlar, mesleki ve hukuki konularda üye radyolara yardımcı olurlar. ALO frekansların kamunun olduğunu savunur ve dileyen herkesin yayıncılık yapabileceği görüşünü taşır. Başlangıçta yalnızca radyo istasyonlarının özgürlüğü için çalışan ALO, 1984'ten itibaren televizyonlar içinde çalışmalar yapmaktadır.

* CNRL (La Confedèration Nationale des Radios Libres-Özgür Radyolar Ulu-

Sal Konfederasyonu):

Dokuz bölgedeki Özgür Radyolar Ulusal Federasyonları tarafından (FNRL) ve toplam

350 radyo istasyonunca oluşturulan bir konfederasyondur. Bu konfederasyon dernek statüsündeki radyolardan oluşmaktadır. Bu konfederasyona üye radyolar reklam almazlar. Ticari yayıncılığa karşı demokratik , bağımsız ve özgürlükçü yayın anlayışını benimsemektedirler. Kooperatif tarzı örgütlenen bu radyolar her kesime söz hakkı tanırlar, kamusal bir bölge içerisinde yayın yaparlar. Sosyal toplulukların ya da eğitim amaçlı özgür radyoların bir araya getirildiği bir yapıdır.

 

* FBRLP ( La Federation Bretonne des Radios Locales et Des Pays-Breton Bölge-

si Özgür Radyolar Federasyonu):

Fransa'da ayrı bir etnik topluluk olan Breton'ların kurmuş olduğu radyoların bir araya geldiği federasyondur. Bretagne bölgesindeki kültürü yaşatmak ve geliştirmek amacıyla kurulmuş olan radyolar üyeleridir. Bu radyolar bölge kültürünü ülkeye, ülke kültürünü de bölge-ye tanıtma amacı güderler.1981 yılında kurulmuştur.

 

* SPRINT ( Le Syndicat Professionnel des Radios İndependantes et des Nou-

velles Telèvisions-Radyo ve Yeni Televizyonlar Kuruluşları Mesleksel Sendikası):

Bu sendika politik olmayan profesyonel radyo ve televizyoncuların mesleki kuruluşudur. 1982 yılında aynı düşünceleri paylaşan 60 radyocu tarafından kuruldu. Medya sektöründe çalışan herkese açık ve mesleksel sorunları çözmeye çalışıyor. Radyolar adına İletişim Bakanlığı ya da Yüksek Konsey ile görüşmeler yapıyor. Ticari nitelikteki kurum ya da bu kuruluşlarda çalışan kişilerin sorunlarıyla ilgilenirler.

 

* SNTRL (Le Syndicat National Des Televisions et Radios Locales- Yerel Radyo

ve Televizyonlar Ulusal Sendikası):

Yerel iletişim sağlamak için biraraya gelen gruplarca oluşturulmuştur. Bu gruplar arasında FNTRLI (Federations Nationale des Radios et Televisions Libres et İndependantes), De La Federations Nord-Pas-de-Calais de Radios locales,FNRL;FRRTP, gibi çeşitli bölgesel federasyonlar, topluluk radyoları federasyonu (FNRCA) gibi yapılar bulunmaktadır. Sendika bu federasyonlara üye 350 radyo istasyonunun mali sorunlarına çözüm bulmaya çalışmakta, bunun içinde Fransız Merkez Bankasından krediler almaktadır. Bu radyolar reklam aldıkları gibi kamusal kuruluşlardan reklamlarda almaktadırlar. Yerel programlara ve haberlere ağırlık verirler, SNTRL'e üye yayın kuruluşları radyolar kendi aralarında haber akışı sağlayan bir iletişim ağı yaratmışlardır.

* Bu kuruluşların yanı sıra başka örgütlenmelerde bulunmaktadır. 1983 yılında kurulan

APROR (L'Assocation pour la Promotion des Radios Rurales-Kırsal Radyoları Tanıtma Derneği), FNRTO (La Federation Nationale des Radios et Televisions Occitanes), SPRINT-R

gibi diğer örgütlenmeler yerel-özel radyoları bir araya getirmektedir.

 

Fransa'da yayın yapan yerel-özel özel radyolardan bazıları ise şunlardır;

* NRJ Radyosu (Enerji Radyosu): Ticaret ortaklığı statüsünü seçerek büyük bir güç kazanmış olan en büyük ve en çok dinleyicisi ve reklam geliri olan radyodur. Devlet

radyoları ve karma radyolarla rekabet edebilecek duruma gelmiştir. Ağırlıklı olarak müzik yayını yapar. Nüfusu 200 binin üstünde 24 kentte yayın yapan radyolardan oluşan bir yayın şebekesi kurmuştur. NRJ'ye üye 77 radyo istasyonu bulunmaktadır. NRJ bu radyolara uydu aracılığıyla program dağıtır. Dinleyicilerinin yaşı 15-34 arasındadır.

Nouvelle Radio De La Jeunesse (Gençliğin Yeni Radyosu) sözcüklerinin kısaltılmışı olan ve aynı zamanda "Enerji" şeklinde okunan NRJ istasyonu, yasaklı dönemde kurulmuştur. NRJ'nin başına gelen bir olay Fransız toplumunun ne kadar özgürlüğüne düşkün,ve demokratik tepkilerini ortaya koyan bir yapıya sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Fransa Görsel-İşitsel Yüksek Konseyi'nin NRJ istasyonunun kendisine tahsis edilen frekansın yanısıra başka frekanslara da taşması ve belirlenen yayın gücünü aşması nedeniyle yayınlarına son vermesini, Paris'te Concorde meydanında yüz bine yakın genç protesto etti. Hızlı,canlı, neşeli yerli ve yabancı pop müzik parçalarını çalan NRJ, böylece dinleyicileri tarafından kurtarılmıştı.

 

* Radio Soleil:

Paris'te yaşayan değişik milliyetlerden göçmenlerin sesi olan bu radyo, Özel-Yerel radyodan çok, " communnautaire radios- topluluk radyosu" özelliğini taşıyor. 1978'den bu güne değin yayınlarını sürdürüyor.

Paris ve çevresine FM 92.8 Mhz frekansından yayın yapmakta olan Radio Soleil'in haftalık yayın programı içerisinde bir bölümde Türkçe yayınlara ayrılmıştır. Fransa'da yaşayan Uğur Hüküm tarafından 20 yıldır sürdürülen Türkçe yayınlar Salı ve Perşembe günleri ikişer saat olmak üzere haftada toplam 4 saat yapılıyor. Bu iki saatin yarım saati haber, 15 dakikası göçmenleri ilgilendiren konular ağırlıklı olmak üzere Fransa aktüalitesi,15 dakikası ise Türkçe gazetelerden yapılmış alıntılara ayrılıyor, 15 dakika ise Türkiyelileri ilgilendiren "Duyduk Duymadık Demeyin" adlı kültürel program sürüyor, geri kalan sürede ise söyleşiler ve Türkçe sözlü müziklere yer veriliyor. Sadece Türkçe programların dinleyici sayısı 25 bin civarında. Tüm siyasi düşüncelerden Türkiye'lilerin düşüncelerine yer veriliyor. Radio Soleil dinleyicileri tarafından efendi ve gülümseyen radyo olarak tanımlanıyor. Radio Soleil topluluk radyosu olduğu için ticari amaca dayanmayan bir yapıya sahip; hem devlet yardımı alıyor, hem de kısıtlı bir oranda reklam alıyor. Bir çok ülkenin uluslararası radyo servislerinde Türkçe programlar yapılıyor, ancak Radio Soleil topluluk radyosu olduğu için farklı bir öneme ve işleve sahip bulunuyor.

* Dreyeckland Radyosu:

Dernek statüsünde olan ve Alsace'da kurulu beş radyodan oluşan bir radyo örgütüdür. 1977 Haziranında Alsace bölgesinde nükleer santrallerin yapımını protesto etmek amacıyla kurulmuştur. Çevre sorunlarına ağırlık verir, Alsace bölgesinin kültürel kimliğini, işçilerin ve tüketicilerin haklarını savunur. Yayınlar ücretsiz çalışan 250 kişinin katılımı ile gerçekleştirilmektedir. Dreyeckland radyosu ne devletten, ne belediyelerden, ne de diğer kamusal kurumlardan yardım almamaktadır. Bağımsızlığı korumaktadır, yayıncılığı gerçek bir kamusal örgüt olarak yayıncılığı sürdürmektedir. Dinleyicilerinden alınan aidat ve kaset satışlarından elde ettiği gelirlerle ayakta durmaktadır. Bu anlamda ayakta durmayı en çok başarmış, kurulduğu günden bugüne değin çizgisini koruyan özgür radyolardan biri de denebilir. Şu an yerel-özel-derneksel radyo statüsündedir.

* Radio Nostalgie:

Kendisine bağlı 139 istasyon bulunmaktadır. Nüfusu 200 bin kişiyi geçen 24 kentte yayın yapmaktadır. Dinleyicilerinin yaşı 25-50 arasındadır. Radio Nostalgie, Paris'te Eyfel kulesinin tepesinde bulunan anteniyle yayınını gerçekleştirmektedir. Radio Nostalgie ağırlıklı olarak 1940'lı ve 1950'li yılların şarkılarını yayınlamaktadır.

* Radio Gazelle (Ceylan Radyosu):

Marsilya'da Kuzey Afrikalı göçmenler tarafından kurulmuştur. 12 etnik topluluğun sesini duyurmaya çalışmaktadır. Fransızca, Arapça, İspanyolca, ve Portekizce dillerinde yayın yapmaktadır.

* Nanas Radioteuses (Kadınlar Radyosu):

1978 yılında Liberation gazetesinde yayınlanan bir ilan sonrası bir araya gelen kadınların kurduğu radyo istasyonudur.

* Radio Adolescents:

Yetişme çağındaki çocukların ve 18 yaşından küçük gençlerin radyosudur. "Biçim ve Anlatımlar" (Formes et Expressions) adlı bir gençlik derneğinin girişimiyle 1981'de kurulmuştur. Dar bir alana yayın yapmaktadır. Yayına 60 kadar genç katılmaktadır. Gençler kendi sorunlarını yansıtmaya çalışırlar.

* Alligre Radyosu:

Paris'te Alligre mahallesi göçmen işçilerin yoğunlukta olduğu bir mahalledir. Bu mahallenin kültürel olarak gelişmesi için, gençlerin kurduğu bir derneğin girişimiyle yayıncılığa başlamıştır. Bu radyoda ücretsiz olarak 60 kişi çalışmaktadır. 19 etnik topluluğun sorunlarını yansıttığı bir istasyon olarak değerlendirilmektedir.

* Diğer Topluluk Radyoları :

Değindiğimiz topluluk radyoları dışında Fransa'da yaşayan göçmenlerce kurulan başka radyo istasyonları da bulunmaktadır.

İtalyanlar Rital İtalia'yı, Antilliler Radio Cocotier'i, Çinliler Radio Service Orient'i

Cezayirliler Radyo Alger'i, Museviler Radio Şalom'u kurmuşlardır.

 

c) Belçika

Belçika'da da devlet tekeli 1978 yılında delinmiştir. İtalya ve Fransa örneklerinde olduğu gibi Belçika'da özel radyolar korsan olarak kurulmaya başlandı. İlk girişimde Radio-Eau-Noire tarafından Mart 1978 tarihinde yapıldı. Başlangıçta bağımsız ve özgür yayıncılık amacının ağır bastığı radyolar kurulmuştur. Bu anlamda Belçika'da da ilk kurulan radyolar özgür radyo olarak kurulmuşlardır. Radio-Tam-Tam, Radio-Irradie, Radio-Actif, Radio-Brol, Radio-Fouron, Radio-Capitale gibi çeşitli radyo istasyonları kuruldu. Ancak hükümet çok geçmeden bu istasyonları kapatmaya başladı.

1978 yılından itibaren özgür ya da korsan olarak tanımlanan radyoların kurulmasıyla birlikte, Üniversite öğrencileri de kendi radyolarını kurmaya başladılar. Öğrenci radyolarının başlıcaları şunlardır:

* Radio Lew ; Louvain Katolik Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulmuş olup,

öğrencileri tarafından işletilmektedir.

* Radio-2000; Brüksel Özgür Üniversitesi öğrencileri için kurulmuştur. Öğrenciler

tarafından işletilmektedir.

* Radio-LLN; Louvain Üniversitesi Fransızca bölümü öğrencileri için kurulmuştur.

22 Şubat 1980'de güvenlik güçleri tarafından diğer öğrenci radyoları gibi yayını durdurul-

muştur.Bunun üzerine Üniversite öğrencileri geniş protestolar yapmışlar, ve tekrar yayın

yapma hakkını kazanmışlardır.

* Radio-Xygene; Tıp öğrencileri tarafından 1980 yılında kurulmuştur. Tıp öğrencisi

ve genç doktorların çalıştığı bir radyodur.

* Radio-Scorpions; Louvain Üniversitesi Flaman Katolik öğrencileri tarafından ku-

rulan bir öğrenci radyosudur. 22 Şubat 1980'de aynı üniversitenin Fransızca bölümü öğrencilerinin radyo istasyonu olan Radio-LLN ile birlikte kapatılmış, ancak öğrencilerin protestoları sonucu tekrar açılmıştır.

1980 yılında yaşanan kapatmalar gösterilen tepkiler nedeniyle uzun süreli olmadı. İtalya gibi yasal düzenleme olmaksızın, öncelikle yayın yapma izni tanındı. Bu durum ise karmaşanın uzun yıllar sürmesine neden oldu. Uzun yıllar sonrasında yasal düzenlemeler yapıldı. 1997 yılında Belçika'da yayın yapan özgür radyoların sayısı 300 civarındadır. Bu radyoların dinleyici sayısı da 1980'de bir buçuk milyondan 1983'te 3 milyon 900 bine yükselmiştir. Belçika'da özgür radyolar kendi aralarında iki örgüt kurmuşlardır:

 

1-ALO (Assocation pour la Liberation-Dalga özgürlüğü Derneği), bu örgütün amaçları Fransa'daki radyo örgütlenmesi olan ALO' ya benzemektedir.

2- GRIP ( Groupement des Radios Independantes de Belgique-Belçika Bağımsız

Radyolar Topluluğu)

Belçika'da yerel radyolar ve özgür radyolar reklam almaktadır. Ve daha çok ticari yayıncılık yapan kurumlar haline dönüşmüşlerdir. Bu radyolar genelde Fransız radyoculuğunu örnek aldıkları için, canlı yayıncılık (animasyon) yaparlar, programlarda söz ağırlığı vardır, canlı telefon bağlantıları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan tartışmalara önem verilmektedir. Ayrıca müzik yayınlarına da çok önem verilmektedir.

 

d) İngiltere

İngiltere'de radyo ve televizyon yayınları 1922'de ticari bir şirket olarak kurulan daha sonra, 1927'de özerk kamu kuruluşu niteliğini kazanan BBC tarafından yürütülmekteydi.

Avrupa'da ilk alternatif yayın kuruluşu sayılabilecek , korsan ve özgür radyoların öncüsü sayılan Radyo-Caroline, Ronan O'Rahilly tarafından 1964'te kuruldu. Genelde bir yük gemisine yerleştiren radyo vericisi ile Manş Denizinden ve uluslararası sulardan yapılan yayınlar 1979 yılına dek sürdü. Radio-Caroline uluslararası sulardan yaptığı yayınlar ile hem BBC'nin, hem de ORTF'nin yayın tekellerini deliyordu. Bu radyonun yaptığı yayınlar yerel radyo girişimcilerine esin kaynağı oldu. Radio-Caroline yasalardaki boşlukları değerlendirmiş ve yeni bir radyoculuk anlayışı geliştirmişti.

Bu yeni anlayış ise gençlerin istediği tarzda müzik yayını yapılması ve spikerlik ya da sunuculuk yerine DJ (Disc-Jockey) olarak tanımlanan yeni bir kavramı Avrupa'ya getirdi. Radyo yayınları seyir halinde gemiden yapılırken, dinleyicileriyle de Hollanda'da verdiği bir posta kutusu adresi kanalı ile ilişkiye geçmekteydi. 20 Ocak 1979'da yayınlarına son verdiğinde 3 milyon dinleyicisi bulunmaktaydı. Radio-Caroline'a duyulan bu ilgi BBC'nin yerel radyo kanallarına izin vermesine neden olmuştur. BBC ilk yerel radyo istasyonunu 1967 sonunda Leicester'de kurmuştur. BBC yerel istasyonların yanında 4 ulusal radyo kanalı kurmuş, Pop Müzik ağırlıklı Radyo 1'in başına da korsan radyo yöneticilerinden birini getirmiştir.

İngiltere'de ITA (Indepent Television Authority-Bağımsız Televizyon Otoritesi) adlı

kurum, çıkarılan bir yasa ile 1954 yılından itibaren BBC'nin televizyon tekelini kaldırmıştı. Ancak radyo alanında devlet tekeli BBC tarafından sürdürülmekteydi. Fransa ve İtalya örneğinin yaşanmasına engel olunması için Temmuz 1972'de yeni bir yasal düzenleme yapıldı. Sound Broadcasting Act adlı yeni yasa ile ITA'nın adıda IBA (Independent Broadcasting Authority- Bağımsız Yayıncılık Otoritesi) olarak değiştirildi. Yasayla 60 yerel ticari radyonun kurulabileceği ve bunların bir yönetim konseyi niteliği taşıyan IBA tarafından belirleneceği açıklanmıştı. Böylece BBC'nin devlet tekeli kalkmış ve ticari yerel yayıncılık yapılabilmesinin önü açılmıştı. Radyo alanında ikili bir anlayış hüküm sürmeye başladı. Yerel radyo yayıncılığı yapacak şirketler IBA tarafından açıklanacak kurallara uyacaklar ve denetim yine IBA tarafından yapılacaktı. Kurulacak şirketler elde ettikleri reklam gelirinin belirli bir yüzdesini IBA'ya ödeyeceklerdi. Şirketleri işçi sendikaları, yerel kooperatifler ve basın kuruluşları kurabilecekler ya da ortak olabileceklerdi. Ekim 1973'te Londra'da London-Broadcasting Company ve Capital-Radio adlı ilk iki radyo istasyonu kuruldu. Bu radyoların sermayeleri The Observer ve London Evening adlı basın şirketlerine aitti. Bu radyoları yerel ticari yayın yapmak üzere Glasgow, Birmingham, Manchester, Newcastle ve diğer kentlerde kurulan radyo istasyonları izledi. 1990 yılına gelindiğinde ise IBA tarafından izin verilmiş 46 yerel ticari istasyon bulunurken BBC tarafından kurulmuş 20 yerel istasyon bulunmaktaydı.

1988 yılında hükümetin görüşlerini içeren White Paper adlı belgede yeni radyoların kurulması ve radyolar izin bir Radyo Otoritesi kurulması öngörülüyordu. Bu görüşler doğrultusunda 1990 yılında Yayıncılık Kanunu ile çıkarıldı.

Alternatif Radyo Yayıncılığı ve Türkiye

 

ABD ve Kanada gibi yayıncılığın başından itibaren özel kurumlarca yapıldığı ülkeleri saymazsak, Avrupa kıtasında ve dünyanın diğer ülkelerinde özel ticari radyo ve televizyonculuğun da yolunu alternatif radyolar açmıştır. Ayrıca ulusal ölçekte yayın yapan devlet yayın kuruluşları da bu radyolarla rekabet edebilmek için yerel ve bölgesel istasyonlar kurmak zorunda kalmıştır.

Türkiye'de devlet tekelinin kaldırılmasından sonra yalnızca ticari yayıncılığın yapılmasına izin verilmiştir. Oysa dünyanın diğer ülkelerinde devlet yayıncılığı ve ticari yayıncılığın dışında üçüncü bir tür olan alternatif yayıncılığa ya da tecimsel olmayan yayın kuruluşlarına da yer verilmektedir.

Kimi zaman ABD'de PBS, Hollanda'da NOS, Almanya'da Açık Kanal gibi kurumlarla devlet kendi isteğiyle halkın program üretip yayıncılığa katılımını kendisi isterken, kimi zamanda Fransa, İtalya ve Belçika gibi ülkelerde devlet yayıncılığına karşı korsan olarak başlatılıp yasallık kazanan yayınlarla halkın geniş bölümü yayıncılığa katılmıştır. Üstelik bu ülkelerde devlet bu yayınları yasaklamak yerine, ekonomik olarak desteklemektedir. Vatandaşlarının radyo ve televizyonlarda kendi seslerini duyurup, eğitici, kültürel ve bilimsel işlev taşıyan yayınlar yapmasını her yönden teşvik etmektedir.

Türkiye'de 1992'ye kadar süren devlet tekeli yayıncılığı döneminde yalnızca resmi görüşün, hatta hükümetin görüşleri radyo ve televizyonda yer bulmuştur. Vatandaşın diğer ülkelerde olduğu gibi yayıncılığa katılımı bir yana, devlet tekeli vatandaşları yalnızca hükümetin görüşlerine uymaya çağırmıştır. Hükümetin görüşlerine ters düşen muhalif tüm düşünceler asla mikrofonlara çıkamamış, bir çok sanatçı ve yazar yasaklı oldukları için eserlerini topluma bu yolla ulaştıramamıştır. Gerek hükümet değişiklikleri ,gerekse de askeri darbelerde radyo ilk hedef olarak kabul edilerek ele geçirilmiştir. Bu değişikliklerde ise TRT çalışanları kıyıma uğratılmıştır.

Bu yüzden devlet tekelinin sürdüğü yıllardan demokratik ve çok sesli yayıncılık dönemi olarak asla söz edilemez. Özel radyoların devlet tekeline rağmen yayına geçmelerinden sonrada çok fazla bir değişiklik olmadığını görüyoruz.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun gereği

radyo-TV'lerin sivil toplum örgütleriyle ilgisinin bulunamayacak oluşu nedeniyle, yalnızca ticari yayıncılık yapan radyo ve televizyonların kurulması sonucu doğmuştur. Ülkemizde gelişen ticari yayıncılık anlayışının genelde eğitsel ve kültürel bir işlev taşımadığını görebilmekteyiz. Bu anlamda hiçbir kamusal kaygı taşımayan radyolar özel radyoculuğa damgasını vurmuştur diyebiliriz. Çok az sayıda radyo bu durumun dışarısına çıkmayı başarabilmiştir.

Oysa Türkiye'de özel radyo yayıncılığını 1989 yılında ticari amaç taşımayan belediye radyoları başlatmıştı. Dönemin hükümeti yapılacak düzenlemede TRT dışında yalnızca belediye radyoları gibi ticari amaç taşımayan radyolara izin vermeyi düşünülmekteydi. Ne yazık ki bu olmadı.

1992 yılında İstanbul'da Kent FM'in yayına geçişiyle başlayan radyo furyasından günümüze değin 5000'i aşkın radyo kuruldu. Bu radyolar devlet tekeline rağmen yayına geçtiler, sonuçta yarattıkları kamuoyu baskısı sonucu 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanunun TBMM'de kabul edilmesini sağladılar. Türkiye genelinde radyo istasyonlarınca organize edilen "radyomu istiyorum" eylemi bu yasanın çıkmasına neden olmuştur.

Bugün radyo kanalları arasında gezinti yaptığımızda bir tek düzelik göze çarpmaktadır. Birbirine yakın yayın formatlarıyla yayın yapan radyo istasyonlarını ancak cıngıllarından ayırt edebiliyoruz. İstasyon kimliklerini ayırt etmek ise son derece güçleşiyor. İşte bu kakafoni yüzünden tecimsel kaygılardan uzak, devlet ve yerel yönetimlerin desteğini alan kültür ve eğitim işlevi taşıyan alternatif radyo istasyonlarına gereksinim duymaktayız. Bütün demokratik ülkelerde örnekleri gördüğümüz bu yayıncılık tarzının ülkemizde de olabilmesi için gereken yasal düzenlemelerinde yapılması gerekiyor.

Özel radyolar ise genellikle para kazanma amacını taşıyan ve iletişim sektörü ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilerce kurulmuştur. 50 bine yakın insan bu radyolarda el yordamı ile radyoculuk yapmaya başlamıştır. Ne kadar düzeysiz olursa olsun yaptıkları programlar dinlenince de , yaptıkları işin tek doğru olduğuna inanan radyocular ortaya çıkmıştır. Egemen anlayış ise DJ'lik sistemi üzerine oturmuştur. Sabahtan akşama kadar popüler müzik ürünlerini dinleten bu radyolarda, sözden anlanan ise DJ'lerin saçma sapan konuşmaları olmuştur.

Ne yazık ki durum bundan ibarettir. İstisna olarak görülebilecek bir kaç radyoyu saymaz isek, geriye kalanlarında doğru dürüst bir programa rastlamak imkansızdır. Yerel radyolar dahi kuruluş amaçlarına ters düşerek bu tarz yayıncılık yapma anlayışına girmişlerdir. Biz yaptık oldu mantığı yanlıştır. Radyoculukla uğraşan insanların mesleki sorumluluk taşımaları gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki yayın yaptıkları frekanslar dahi insanlığın ortak malıdır. Radyoyu belli bir sermaye yatırımı yapanlar kurmuş olabilir, ancak bu topluma karşı sorumluluğu yoktur anlamına gelmez. O yüzden radyo çalışanların mesleki kaygılar taşıyarak,yaptıkları işi ölçüp biçmeleri de gerekmektedir. Bu gün bu radyolarda çalışan insanların büyükçe bir bölümü DJ'liğe heveslenerek radyoculuğa başlamış insanlardır. Bu büyük topluluğun, yani çalışanların ne mesleki örgütlenmesi, ne sendikası, ne de iş güvencesi bulunmamaktadır. Buna rağmen radyo çalışanları mikrofonu insanların beğenilerini eğitmeye

yöneltmelidirler.

Yasaya rağmen az sayıda radyo farklı sayılabilecek tarzlarıyla yayın yapmaktadır. Bu radyolar iki grupta incelenebilir;

1- Sol eğilimli radyolar;

Oluşumları itibariyle ticari radyolar sayılsalar da, yayın politikaları nedeniyle alternatif radyo kimliğine en yakın radyolardır. Bu tarz radyolarda çeşitli meslek odalarının, sendikaların öğrencilerin ve etnik grupların program yaptıklarını görüyoruz. Gelir kaynakları genelde küçük esnaftan aldıkları reklamlara dayanan bu radyolarda, her türlü imkansızlığa rağmen toplumun geniş kesimlerinin sesini duyabiliyoruz.

Örneğin işçiler, memurlar ve insan hakları savunucuları yalnızca bu tarz radyolarda program yapabilmektedir. Bu tarz yayın yapan radyolarda DJ'ler bulunmamaktadır. Ama bir çok yazar,şair ve bilim adamı program yapmaktadır.

Aynı zamanda bu tür radyolar RTÜK tarafından en çok kapatılan radyo istasyonları olma

özelliğini de taşımaktadırlar. Bu cezaların neden bu radyolara bu kadar ağır uygulandığı

ise ayrı bir yazı konusudur.

2-Dini söylemli radyolar;

Ülkemizde ticari radyo gibi görünse de aslında dini içerikli yayın yapan ve cemaatler arası iletişim amacı taşıyan radyolarda bulunmaktadır. Bu radyolar da alternatif radyo olarak düşünülebilir. Ancak dini konular dışında ülkemizde olup biten diğer sorunlara değinmemeleri

nedeniyle tekseslilik yayınlarına hakimdir. Bu tarzda yayın yapan radyoların değişik düşüncelere yer vermeleri olanaklı görülmediği için, ajitasyon-propaganda radyoları olarak nitelendirmek daha doğru olur.

 

Dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de toplumun tüm katmanlarını iletişim sürecine katacak radyolara gereksinim bulunmaktadır. Peki alternatif yayıncılık anlayışının ülkemizde varolabilmesi için ne yapmalı sorusuna gelince;

Alternatif yayıncılığın yapılabilmesi için ya televizyonlarda ya da radyolarda çeşitli kamusal topluluklara yayın saatlerinin verilmesi , ya da dernekler,sendikalar, meslek odaları ve Üniversiteler gibi çeşitli toplumsal kurumların radyo ve televizyon istasyonları kurabilmeleri gerekmektedir. 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun'un 29. Maddesi ile sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin yayın yapmaları yasaklanınca, radyo ve televizyon yayıncılığı TRT'nin yanında yalnızca tecimsel yayıncılık yapmak üzere kurulan radyo ve televizyon istasyonlarına bırakılmıştır. Devlet kurumu olan TRT'yi bir kenara bırakırsak yerel,bölgesel ve ulusal çapta tüm yayınlar tecimsel kuruluşlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu kuruluşlarında tek geliri reklam olduğu için, piyasa koşullarına uygun yayın yapmak durumundadırlar.

Kültürel ve eğitsel hiçbir işlev taşımayan yalnızca ticari kaygılarla yayın yapan radyo ve televizyon istasyonlarının yanında, mutlaka onlara alternatif yayınlar yapacak 29.Madde ile radyo ve televizyon istasyonu kurmaları yasaklanmış olan sivil toplum örgütleri ve kamusal kuruluşlarına yayıncılık yapma hakkının tanınması gerekmektedir. Daha çok vatandaşın, örgütlü bir şekilde katıldıkları çoğulcu bir iletişim ortamında hem değişik düşüncelerin iletişim ortamına aktarılma süreci hızlanacak, hem de medya'ya olan güvensizlik azalacaktır.

Türkiye'nin ekonomik ve toplumsal yapısı düşünüldüğünde ticari yayıncılık kuruluşlarının da kendi açılarından haklı oldukları gerçeğini de unutmamak gerekir. Özel yayıncılığın başladığı ABD'de işte bu kaygılar sonucu, PBS kurulmuş ve kamusal yayıncılık yapmak isteyenlere devlet desteği verilmiştir. Pratikte bizim yaşadığımız sıkıntıları yayıncılığı ilk başından itibaren özel kuruluşların yürüttüğü ABD'de yaşamıştır. Çözüm olarak alternatif yayın kuruluşlarının kurulmasına karar verilmiştir.

Üniversitelerin uygulama amaçlı olarak bile yayıncılık yapamadığı bir yayın ortamında

ilk önce tartışılması gereken konu bence 3984 sayılı yasanın 29.maddesinin 1.fıkrası olmalıdır. Yapılacak düzenlemeye mutlaka tecimsel yayıncılık yapmayacak yayın kuruluşlarının durumlarının düzenlenmesi eklenmelidir. Bu değişiklik Türkiye radyoculuğa yeni bir soluk kazandıracaktır.

Kaynakça

"Dünyada ve Türkiye'de Alternatif Radyo Yayıncılığı" adlı Yüksek Lisans tezinin

5.Bölüm'ünden kısaltılmıştır. Bilgiler 1997 yılı ve öncesine aittir.

Erol Soydan

 

 
::Shumaf Tasarım ::